YOKSA BUNLAR OYUNCAK MI?

Johan Huizinga oyunun kültürden daha eski olduğunu yazmıştır Homo Ludens´te. Oyun, oyun kültürü ve oyun felsefesi üzerine yazılmış en önemli eserlerden biridir Homo Ludens. Oyun ve düzenin en temel benzerliği, oyunun büyük oranda estetikle ilişkiliymiş gibi gözükmesindendir. Oyunun unsurlarını tanımlamak için kullandığımız kelimeler, aslında güzelliğin etkilerini tarif ettiğimiz estetik terimleridir: gerilim, letafet, uyum, ahenk, denge vb. "Oyun hepimizi büyüler", "etkileyici" ve "çekici"dir. "Şeylerde algılayabildiğimiz en soylu özelliklerle donatılmıştır. Örnek mi? Ritim ve harmoni. Bununla birlikte konu oyuncak olduğunda biraz sessizleşilir zira oyuncak oyundan farklı bir olgudur.

İnsanı yaşadığı gelişme ve değişimlere koşut olarak Homo faber (alet yapan), Homo praksis (bildiğini yapan, uygulayan), Homo economicus (üreten ve tüketen), Homo spektatus (seyirci insan), Homo belligere (savaşçı insan), Homo criminalis (yıkıcı, suçlu insan) gibi ifadelerle ve daha başkalarıyla tanımlamaya çalışmıştır sosyal bilimciler. Çeşitli bilim dallarından uzmanların tanımları doğrultusunda getirilen bu farklı açıklamalara antropologlar Homo culturalis (kültür yaratan, kültürü öğrenen ve öğreten insan) tanımını eklemişlerdir der Bozkurt Güvenç İnsan ve Kültür adlı yapıtında. Dolayısıyla insanın insanlaşması yani bir bakıma Homo culturalis olmasıyla birlikte üreme, beslenme ve oyun edimleri farklı anlamlar kazanarak doğadaki diğer canlıların yaptıklarından ayrılmaya başlamıştır. Homo culturalis´le birlikte; oynayan insan aslında, akıl yürüten, savaşan, alıp-veren, yapan ve yıkan insanın bir seçeneği değil tıpkısıdır diyen Enis Batur, yukarıda yapılan insan tanımlarının tamamını kapsayan bir saptama yapmaktadır.

 

Oyunu çok değişik şekillerde tanımlayıp anlamlandırmaya çalışmıştır araştırmacılar. Ancak hepsinin vardığı son nokta oyunun ´zevkli yanı´ olmuştur. Huizinga bu zevkli yanı aardigheid sözcüğü ile açıklamaya çalışır. Aard sözcüğü, doğa ve karakter anlamından türemiş olup, buradaki doğa, mantıksal bir bakış açısına yerleşildiğinde, kendi yarattıklarının gereksiz enerjilerini sarf etmelerine, gerilimden sonra gevşemelerine, hayatın gereklerine hazırlanmalarına ve gerçekleştirilmesi en güç olan arzuları doyurmalarına, kısacası son tahlilde zevk almalarına hizmet eden bu edimi armağan etmiştir canlılara.

 

Oyunu bu şekilde tanımladıktan sonra oyuncak kültürü var sırada. Oyun oynamak için üretilen veya kullanılan her türlü maddeyi oyuncak olarak tanımlamak olasıdır. Dolayısıyla eski çağlarda ağaçtan, kemikten, topraktan, cam ya da metalden yapılan kısacası hammaddesi doğada bulunan ve oyun oynamak için doğadaki şeklinden farklı bir şekle dönüştürülen her şey oyuncak kapsamına girerken zaman zaman bazı maddeler doğadaki haliyle de oyuncak olarak kullanılabilmiştir. Sözcük daha çok çocuklarla özdeşleşmekle beraber esas olarak tarihöncesi çağlarda yapılmış ve büyüklerin de kendilerine özgü, belki ritüelistik yanları da bulunan oyunlarda kullanmış olabileceği nesneleri de oyuncak tanımına eklemlemek yerinde olur.

 

Arkeolojik açıdan dünyanın en eski oyuncağı üzerine yapılacak bir araştırma Sibirya, Mısır, İndus Vadisi ve Anadolu´nun da içinde olduğu dünyanın değişik bölgelerindeki değişik kazılarda çıkan bazı nesnelerin oyuncak olarak nitelendirilmesi nedeniyle bu konuda oldukça fazla spekülasyon bulunmakta. Bu spekülasyonların en önemli iki nedeni ise aşağıdaki gibi sıralanabilir. Bunlardan birincisi oyun, oyuncak ve ritüeller ile ritüellerde kullanılan bazı nesnelerin biribirlerine oldukça benzemeleri. İkincisiyse olasılıkla organik maddelerden yapılmış ve doğada kaybolarak bugüne ulaşamayan oyuncakları asla bilemeyecek oluşumuzdur.

 

Dolayısıyla oyunun içinde ritüelistik bir yan olduğu gerçeğini de unutmadan bu nesneleri tanımlamak gereklidir. Ancak arkeologlar bu konuda halen aynı fikri paylaşmadıklarından bazı oyuncaklar ritüel nesnesi, bazı ritüel nesneleri de oyuncak olarak nitelendirilebilmektedir. Bu nedenle oyuncak olarak nitelendirilebilecek olan buluntuların ortaya çıkarıldığı kontekst yani bağlam bu konuda çalışacak olanlara yol gösterici olmalıdır. Zira Ian Hodder´ın da belirttiği gibi "bağlam her şeydir". Hodder, Çatalhöyük buluntularının değerlendirilmesi sırasında idol ya da figürin olarak adlandırılan objeleri açıklarken aşağıdaki ifadeleri kullanarak konuya açıklık getirmiştir:

 

"Bağlam her şeydir. Bir figürin ´sunak´ üzerine yerleştirilmiş halde bulunursa, o zaman ilahi olanla bir bağı olduğu söylenebilir. Ama eğer bir figürin, başka figürin parçalarıyla beraber, çöp alanlarına atılmışsa, açık alanlarda tekmelenmiş ve aşınmışsa, daha dünyevi bir açıklama aranmalıdır...

 

...Bazı figürinler atılmadan önce, kırılma, eskime ya da yıpranmaya çok ender olarak maruz kalacakları şekilde kullanılmış olabilir. Başkaları hor kullanılmış ya da hemen ıskartaya çıkarılmıştır. Kimileri ritüelleşmiş atma uygulamalarının bir parçası olarak bilerek kırılmış olabilir, vs. Kullanım alanlarındaki çok büyük farklar figürinlerin işlevleri hakkında çok şey söyleyebilir."

 

Hodder´ın ifadesine dikkat edecek olursak bağlamı yani konteksti ilk ve en önemli olgu olarak kabul etmekte ve bu durumda da bazı buluntuların bağlamdan ayrı değerlendirilmesinin o buluntuya yüklenen anlamı yanlışlayacağı sonucuna ulaşılabilmektedir. Dolayısıyla özellikle idol, figürin, amulet, vb. gibi ritüelistik kullanımlar için üretildiği iddia edilen küçük heykelciklerin belki bir kısmı oyuncak olarak da nitelenebilir. Kısacası eğer bir buluntu bariz biçimde bir oyuncak olarak nitelenemiyorsa bu konudaki anlam kargaşası devam edecektir.

 

Bu açıklamaları göz önünde bulundurarak öncelikle idol, figürin veya amulet denilen objeleri kısaca açıklamak yerinde olur. Öncelikle belirtmek gerekir ki figürin sözcüğü ile anlatılmak istenen çoğunluğu toprak kökenli olan küçük heykelciklerdir. Bir başka deyişle figürin, biçimden ve boyuttan yola çıkarak kullanılan bir sözcüktür. İdol veya amulet ise biçimden çok anlamla ilgilidir ve antropolojik içerik taşımaktadır. Bu nedenle aslında Neolitik Dönemin pişmiş toprak "ana tanrıça" figürinleri de sonuç olarak idol, fetiş nesnesi ya da amulet anlamına gelebilirler. Bir başka deyişle figürin sözcüğü bir anlam değil, bir biçim ifade etmektedir. Ancak, arkeolojide zaman zaman idol ile soyut ya da stilize küçük heykelcikler kast edilmekte, figürin ise daha gerçekçi ve tam plastik yapılmış heykelcikler için kullanılmaktadır.

 

Konuya dönecek olursak, idol sözcüğünün kült nesnesi anlamına geldiğini belirtmek gereklidir. İdol kutsanan bir nesne olmakla birlikte, ahşap, taş, metal gibi değişik maddelerden sanatçılar tarafından yapılmış olması ayırt edici yönüdür. Amulet ise, taşıyanı tehlikeli dış etkilerden ve çeşitli zararlardan koruyacağına, büyülü ya da dinsel gücü bulunduğuna inanılan doğal ya da yapma nesnedir. Dikkat edilirse idol ve amulet arasındaki fark üzerinde taşıma ile ilgilidir. Bir başka deyişle Erken Tunç Çağının mermer ya da taş veya toprak kökenli bir idolü boynundan bir iple bağlanıp kolye gibi üstte taşınırsa, koruyucu bir nitelik kazanmakta ve yüklendiği anlam değişmektedir.

 

Bu durumda sadece biçim ve boyuttan yola çıkarak bütün bu objeleri figürin olarak nitelemek olasıdır. İşte tam bu noktada devreye bu figürinlere yüklenecek anlam girmektedir. Örneğin bir kazıda mekanın içinde ve hiçbir şekilde dini bir anlam yüklenemeyecek bir yerde ortaya çıkan bir figürin belki de bir oyuncak olabilir. Aynı şekilde bir mezarda ortaya çıkarılan bir figürin yine bağlamla ilişkili olarak oyuncak olarak nitelenebilir. Burada önemli olan mezarın içindeki diğer bulunanlarla figürin arasındaki tutarlı bir birlikteliğin (asamblaj) var olmasıdır. Bu birlikteliği tutarlı hale getirebilecek en önemli olgu ise mezardaki iskeletin bir çocuk veya yetişkin olmayan bir bireye ait olmasıdır. Bu durumda ortaya çıkarılan buluntuya yüklenecek anlam dini bir anlamdan farklı olacaktır. Bununla birlikte bu figürin, ritüel açıdan öteki dünyayla ilişkilendirilse bile mezara konulma amacının öteki dünyaya ulaşan bireyin özel bir eşyası olarak orada tekrar oyuncak kimliğine bürünmesidir.

 

Sonuç olarak bağlamıyla ilintisi bilinmeyen ve müzelere genellikle satın alma yoluyla veya zor alımla ulaşan bazı buluntuları dışarıda bırakacak olursak, kazıda çıkan ve bağlamla ilişkisi kurulabilen objeler içinde oyuncak olarak tanımlananlar aşağıdaki gibi gruplanabilir:

 

1-Pişmiş topraktan üretilmiş bebek veya çocuk çıngırakları

2-Kilden üretilen ve oyuncak olduğu bariz araba ya da kağnı benzeri buluntular.

3-Taş, metal, cam, kemik veya pişmiş topraktan üretilmiş zoomorfik figürinler.

4-Pişmiş toprak veya metalden üretilmiş minyatür kaplar.

5-Dolaylı kanıtlarla saptanabilen oyuncaklar. Burada dolaylı kanıtlardan kasıt, objenin kendisi değil onun herhangi bir stel, resim veya kabartma üzerindeki betimlemesi veya yazılı belgelerde geçen adı gibi kanıtlardır.

 

Bütün bu anlatılanlar göz önüne alındığında Anadolu için kazıcıları tarafından da oyuncak olarak tanımlanan en eski üç obje, Hakemi Use kazısının Geç Neolitik tabakalarından çıkarılan bir çıngırak, Kültepe kazılarında bulunan ve Kalkolitik Çağa tarihlenen pişmiş toprak bir çıngırak ve Mardin Müzesinde sergilenen bir kağnı ya da araba modelidir.

 

YAZI ; Ahmet UHRİ

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 65. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.