YESEMEK

Yesemek aslında yaklaşık 140 yıldır bilinen bir kültür varlığı olmasına rağmen, henüz yeterli düzeyde araştırılmış ve çok iyi bilinen bir arkeolojik merkez değildir. Diğer bir deyişle, aslında kültür tarihi açısından Yesemek’in önemi henüz anlaşılamamış, hak ettiği ilgiyi ve değeri yeterince görememiştir. Yesemek ile ilgili ilk yazılı kayıtlara 19. yüzyılın sonlarında, aynı bölgede yer alan Zincirli Höyük’te kazı çalışmaları yapan Avusturya kökenli araştırmacı Felix von Luschan’ın 1893 tarihli “Ausgrabungen in Sendschirli I” adlı eserinde rastlıyoruz. Von Luschan, Zincirli Höyük’teki kazı sonuçlarını değerlendirdiği eserinde Yesemek’ten “Gesemek” olarak bahsederken, 1898 yılında yayımlanan Zincirli kazı raporunda aynı merkez “Nurkhanli (Nurhanlı)” olarak geçer. Benno Landsberger’in 1948 yılında yayımladığı “Sam’al: Karatepe Harabelerinin Keşfi ile İlgili Araştırmalar” başlıklı eserinde de heykel atölyesinin adı “Nurhanlı” olarak yazılmıştır. Von Luschan ve Landsberger, Zincirli ve yakın çevresindeki Geç Hitit Dönemine tarihlenen heykeltıraşlık eserlerinin Yesemek kökenli olduğunu düşünmüşlerdi.

 

Yesemek, 1893 yılında bölgeyi ziyaret eden ve incelemelerde bulunan ilk Türk arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey ile Sakçagözü ve Coba Höyük’te kazı çalışmaları yapan Alman arkeologlar Otto Puchstein ve Karl Human tarafından da görülmüş ve gezilmiş olmalıdır. 1908-1911 yıllarında İslahiye Ovası’ndaki Sakçagözü, Keferdiz Höyük, Songruz Höyük ve Coba Höyük’te kazı ve araştırmalar yapan İngiliz araştırmacı John Garstang ile 1949 yılında aynı bölgede yüzey araştırmaları ve Coba Höyük’te kazılar gerçekleştiren John Waechter’in de Yesemek’i görmüş olması büyük olasılıktır. Peki yüzlerce heykeltıraşlık eserinin bulunduğu Yesemek neden bu araştırmacıları kendine çekmemişti? Sanırım bunun en önemli nedeni, Yesemek’teki heykellerin tamamlanmamış taslaklardan oluşmasıdır. Yesemek’ten götürüldüğü düşünülen Zincirli Höyük ve Sakçagözü’ndeki göz alıcı heykeltıraşlık eserleri ile potansiyel anıtsal yapı kalıntıları varken, yarı işlenmiş taslak heykeller öncelikli araştırma hedefi olmamıştı.

 

Yesemek’te ilk arkeolojik çalışmalar 1957-1961 yılları arasında İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bahadır Alkım ve ekibi tarafından gerçekleştirildi. Heykellerin bulunduğu Karatepe’nin doğu yamacı üzerinde yoğunlaşan bu çalışmalarda, kısmen toprak altında bulunan heykeller tümüyle gün yüzüne çıkartılarak incelenmiş, bunların çizim, fotoğraflama ve envanter kayıtları yapılmıştır. Prof. Dr. Refik Duru’nun henüz genç bir araştırmacıyken ekip üyesi olarak katıldığı bu kazılarda kayda geçen heykel sayısı 164 olarak belirtilmiştir.

 

Yesemek’te 1961 yılından sonra ara verilen arkeolojik çalışmalar, Gaziantep Müze Müdürlüğü görevi sırasında İlhan Temizsoy tarafından 1989 yılında yeniden başlatılmış, kazı çalışmaları 1991 yılına kadar sürdürülmüştür. Temizsoy’un çalışmalarında, kısmen toprak altındaki heykeller kazılarak ortaya çıkartılırken, açık hava müzesi teşhirine yönelik gezi yolları ve teras düzenlemeleri de yapılmıştır. 1990 yılında, henüz Arkeoloji birinci sınıf lisans öğrencisi iken Yesemek’i ziyaret ettiğimde, Temizsoy’un küçük bir ekiple ve kısıtlı imkanlarla yaptığı özverili çalışmalara tanık olmuştum. Temizsoy’un çalışmalarında 1990 yılında 52 adet, 1991 yılında ise 31 adet eserin ortaya çıkartıldığı rapor edilmişse de Prof. Dr. Refik Duru’nun 2004 yılında yayımladığı “Yesemek” kitabında, Temizsoy’dan şifahen alınan bilgiye göre bu çalışmalarda toplam 115 eserin kazılarak ortaya çıkartıldığı aktarılmaktadır.

 

Yesemek’in, Gaziantep’in ve ülkemizin sahip olduğu çok önemli bir kültür varlığı olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Gaziantep, son yıllarda sanayi, turizm, gastronomi ve şehircilik alanlarında gerçekleştirdiği büyük atılımı kültür varlıklarının yönetimi konusunda da gösteren bir kenttir. Başta Zeugma antik kenti ve müzelerin kentin turizmine katkıları ortadadır. Kanımca Gaziantep, kültür varlıklarının yerel yönetimi konusunda Türkiye’nin bir adım ilerisindedir. Gaziantep kentinin yöneticileri, Karkamış, Dülük, Tilmen Höyük, Sakçagözü, Zincirli Höyük gibi birçok önemli arkeolojik kültür varlığı gibi Yesemek’in de öneminin farkındadırlar. Özellikle Yesemek’in UNESCO Geçici Miras Listesi’ne alınmasından sonra, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından Yesemek Alan Yönetimi oluşturulmuş, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Gaziantep Valiliği ve Belediye ortaklığında yüzeyde görülen mevcut heykellerin ve işlenmiş blokların envanter ve haritalama çalışmaları yapılmış, daha önce 400 civarında olduğu tahmin edilen heykel ve blok sayısı 518 olarak tespit edilmiş ve kayda geçirilmiştir.

 

Yazı: Atilla ENGİN

 

Yazının devamına Aktüel Arkeoloji Dergisinin 73. sayısından ulaşabilirsiniz.