TÜRKİYE´DE ALAN YÖNETİMİ AÇMAZLARI VE ÖNERİLER

Kültür mirası tüm dünyanın gündeminde olan, bunun için sözleşmeler, antlaşmalar ve hatta uluslararası örgütler kurulan bir mesele. Hemen her ülkenin de anayasası başta olmak üzere, mevzuatında yer verdiği bir konu. Ülkemizde de bu konuda birçok düzenleme bulunuyor. Mevzuatımıza bakınca, tarihi eserlerin, mekanların ve yapıların korunmasında kabaca dört evre var. Bunlardan ilki tespit (alanların, taşınmazların, mekanların belirlenmesi ve tescili), ikinci olarak onarım(restorasyon projeleri ve uygulamaları), üçüncü olarak planlama (koruma amaçlı imar planı, çevre düzeni projeleri, alan tespitleri) ve son olarak da yönetim konusu bulunuyor. Bu yazıda ele alacağımız “alan yönetimi” konusu, tarihi alanların korunması nedeni ile meydana gelen idari yapıya dair olacaktır. Pek tabii olarak bu kavram tabiat ve kültür varlıkları ile ilgili bir kavramdır. Ancak bu yazıda kültür varlıkları yani diğer bir ifade ile tarihi alanların yönetimi üzerinde duracağız. Konunun teorik temelinden daha ziyade, hukuki metinlerde yer alan bir takım açmazlara/çelişkilere değineceğiz. Yazımız bu anlamda, alan yönetimi konusunda daha iyi ve düzenli bir metin çıkarılabilir sorusuna bir yanıt aramak için yazılmıştır. Yönetim hukuku, sadece hukukçuların değil, yönetim uzmanlarının da fikri ile şekillenebilecek bir husustur. 

 

Alan yönetimi, adından da anlaşılacağı gibi bir alanın yönetimini ifade eden ve çoğumuzun ismini duymadığı bir idare organizasyonudur. Kültür ve tabiat varlıkları mevzuatından doğan bu organizasyon, sit alanları ve ören yerleriyle bunların etkileşim alanlarının doğal bütünlük içerisinde korunması, yaşatılması, değerlendirilmesi, geliştirilmesi ve toplumun kültürel, eğitsel ihtiyaçlarıyla buluşturulması amacıyla oluşturulmuştur (Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanun m.3/a-10). Alan yönetimi, fiziki olarak bir sınır ile çizili bir alanı kapsar ve fakat bu alan içinde tüm idari/yönetim yetkilerini içermez. Buna göre, içerdiği alan içinde, “alan yönetimine has yetkiler” kullanılabilecektir. Bu “özgülenmiş” yetkiler, sit alanları ve ören yerleriyle bağlantı noktalarının ve etkileşim alanlarının bir bütün olarak korunması, geliştirilmesi, yönetim planının hazırlanması, onaylanması, planın uygulanması ve denetlenmesi gibi hususlardır. Buna göre, alan yönetimi için öncelikle ortada bir sit alanı veya ören yeri olmalıdır. Bu konudaki tanımlara uzunca yer vermek yerine kısaca değinmek istiyoruz. Ancak detaylı bilgi için ilgili mevzuata bakılması mümkündür.

 

Yazı: Cüneyd Altıparmak

 

Yazının devamına Aktüel Arkeoloji Dergisinin 73. sayısından ulaşabilirsiniz.