TÜRK MİTOLOJİSİNİN KARANLIK VE AYDINLIK YÜZLERİ

Her ne kadar Altay topluluklarının tarih sahnesine çıkışı Kalkolitik Çağa, yani günümüzden yaklaşık 7 bin yıl öncesine dek uzansa da Türk Şamanizmi olarak da bilinen Tengricilik bundan binlerce yıl, natürist ve animist geçmişi ise on binlerce yıl daha eskidir.

200 bin yıl önce Afrika’dan çıkan türümüz, modern olarak adlandırılabilecek davranışlara 50 bin yıl önce kavuştu ve Bilişsel Devrim’ini yaptı. Efsaneler, mitler, tanrılar ve dinler ilk kez Bilişsel Devrim sayesinde ortaya çıktı. İnsanlar; birbirlerine hikayeler anlattı, rüyalardan anlamlar çıkardı ve hayallerini paylaştı. İletişim yeteneği sayesinde kulaktan kulağa anlatılanlar ile olaylar bambaşka boyutlara taşındı. Böylelikle türümüz “görünmeyen şeyler” hakkında konuşabilen, onlar hakkında düşünebilen ilk ve tek canlı oldu.

 

Üst bilişsel seviyeye ulaşan insanlığın tarihi elbette bir arayış olarak düşünülebilir. Bilgi arayışı, teselli arayışı, anlama arayışı, anlam arayışı… İnsanoğlunun belki de en büyük arayışı inançla ilgilidir. Hayal gücünün sınırları zorlandıkça bu arayış daha çok derinleşti ve şekilden şekile büründü. Böylece tanrıya dair inançlar çok sayıda yoldan seyahat etti ve uğradığı en önemli duraklardan biri de Türkler ve onlarla özdeşleşen inanç olan Tengricilik oldu.

 

Thomas Mann, mitolojiden esinlendiği Yusuf ve Kardeşleri kitabının başında “Geçmişin kuyusu çok derin; belki de dipsiz demek daha doğru. Ne kadar derinden seslenirsek seslenelim geçmişin derinlerine o kadar iniyor ve o kadar aşağılara batıyoruz. İnsanlığın ilk temellerine ait daha çok kanıt buldukça, tarih ve kültürümüzün kavranılmazlığı daha çok anlaşılıyor.” diye yazmıştı. Türk kültür tarihi de tıpkı problem çözülmeyi bekleyen başka problemler ortaya çıkarıyor ve sorunu daha da derinleştiriyor. Her ne kadar Altay topluluklarının tarih sahnesine çıkışı Kalkolitik Çağa, yani günümüzden yaklaşık 7 bin yıl öncesine dek uzansa da Türk Şamanizmi olarak da bilinen Tengricilik bundan binlerce yıl, natürist ve animist geçmişi ise on binlerce yıl daha eskidir. Yazılı kültüre geç yansısa da bu inanışın MÖ 10.000’li yıllarda, yani Orta Taş Çağında, Altay Dağları ve çevresinde ortaya çıktığı yayıldığı düşünülür. Ayrıca Buzul Çağında Asya üzerinden Amerika’ya geçen insanların oluşturdukları Amerika Şamanizm’ine de kaynaklık ettiği bilinir.

 

Altay ve Sibirya ekseninde gelişen Türk Şamanizmi yaygın inanışın aksine tek tanrılı bir din değildir. Başta deist bir edayla Kayra Han, ondan sonra İyilik Tanrısı Ülgen ve Kötülüğün Efendisi Erlik gibi tanrıların yanı sıra birçok tanrı ve tanrıça ile onlara hizmet eden ruhlar vardı.

 

Türk Mitolojisinde Çok Tanrıcılık Var mıydı?

 

İlk olarak Kayra Han, evrenin mutlak hakimi ve yaratıcısıydı ancak aydınlık ile karanlık taraflar arasında tarafsızdı ve iki tarafı da benliğinde barındırıyordu. Bu yüzden olaylara etkisi yok denecek kadar azdır. Evreni kendi hakimiyetinde bulundursa da dünyayı ve insanlığı Ülgen ve Erlik’in mücadelesine bırakmıştır. Destani kayıtlara göre Kayra Han yeryüzüne dokuz dalı olan bir ağa. diker ve on yedi kat göğü yaratarak on yedinci kata yerleşir. Dünyaya ve insanlığa hükmetmesi için on altıncı kata Ülgen’i, yeraltında yarattığı aleme hükmetmesi için Erlik’i yerleştirir. Böylece karanlık ile aydınlığın, göğün ile yeraltının, dirinin ve ölünün mücadelesi başlamış olur. Tabi bu hikayenin birçok farklı varyasyonu bulunmaktadır, ancak karşılaştırmalı mitoloji ilkeleri doğrultusunda, Türk orijinli en eski ve en tutarlı veriler bu şekildedir.

 

 

Yazı: R. Volkan ÇOBAN 

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 70. sayısından ulaşabilirsiniz.

 

Diğerleri