TROYA SADECE TROYA DEĞİLDİR

Hepimizin kitaplardan, söylencelerden, filmlerden ve günümüzde bile süren savaşından bildiğimiz Troya, sadece antik kentten ve tahta attan ibaret değildir. Burası, doğu ile batının tokuştuğu, hesaplaştığı, sonucuyla Sultan Mehmet´i, Mustafa Kemal Atatürk´ü ve günümüzde dahi uygarlıkları etkileyen tarihsel bir dönüm noktasıdır. Bölgeyi görmek için Çanakkale´ye gidenlere günlerini biraz daha uzatacak, bilgilerini biraz daha geliştirecek önerilerim var.

Çanakkale şehir merkezinden daha güneye, Ezine´ye bağlı Dalyan köyüne doğru inmeniz gerekiyor. Bozcaada´ya geçmek için Geyikli´ye gidenler bu yolu bileceklerdir. Sizi orada bekleyen kent, ağaçların arasına saklanmış bir başka Troas kentidir: Aleksandreia Troas.

 

Burası öyle önemli bir kenttir ki Konstantinopolis (İstanbul) yerine Doğu Roma´ya başkentlik yapması için inşa edilmiştir. Burası öyle büyüktür ki sakinlerine hizmet vermesi için 30 km güneyine ikinci bir kent inşa edilmiştir. Ve burası öyle kutsaldır ki Hristiyanlığın İsa´dan sonraki en büyük ismi olan Aziz Pavlus (Paul), misyonerlik gezilerine buradan başlamıştır.

 

Alexandreia Troas

Aleksandreia  Troas  "Troas´taki İskender yurdu" anlamına geliyor. Yaklaşık 3 km´lik alana yayılan bu İlk Çağ kentinin harabeleri Ezine´ye bağlı Dalyan köyünün güneyinde, denize çok yakın bir konumda bulunuyor. Kenti MÖ 311´de Büyük İskender´in komutanlarından Antigonos kurmuş ve kente onun adına ithafen Antigoneia denilmişti. MÖ 301 yılında kenti ele geçiren bir başka İskender komutanı Lysimakhos ise buraya Aleksandria Troas adını vermiş. En parlak zamanını Roma Döneminde yaşayan kent, Doğu Roma´nın başkenti olarak planlanmıştı. Troas´ta verimli topraklar ve sakin bir liman bulan Romalılar, zamanla bölgeyi geliştirdiler. İmparator Augustus dönemine denk düşen MÖ 12 yılında burada bir Roma kolonisi kuruldu. Ve belki de her şeyden önemlisi MS 50-51 ve 56-57 yıllarında Aziz Pavlus Hıristiyanlığı yaymak için çıktığı gezilere buradan başladı. Bu kentin limanından gemiye binerek Makedonya´ya gitti ve insanlara yeni dini anlattı. Bugün Aziz Pavlus´un gemisinin yanaştığı liman ve deniz tüm antik kentlerde olduğu gibi kent merkezinden uzakta kalmış. Ama Dalyan köyüne inip hem kıyıdaki lokantalarda yemek yiyebilir hem de kalp şeklindeki romantik gölü seyredebilirsiniz.

 

Aziz Pavlus üçüncü misyonerlik seyahati sonrasında da kente geldi ve burada 7 gün kalarak halkla sohbet etti. İmparator Hadrianus döneminde kent en parlak dönemini yaşadı. Bu dönemde önemli yapılar inşa edildi. Ancak MS 267´deki Got istilası kentin yakılıp yıkılmasına neden oldu. İmparator Konstantin MS 4´te kenti Roma´nın başkenti olarak düşünmüştü. Ancak antik limandan yapılan ticaretin eski canlılığında olmaması ve Got istilasının yarattığı korku, başkent olarak başka bir yerin seçilmesine neden oldu: Konstantinopolis. 

 

Eğer Doğu Roma´nın yani Bizans´ın başkenti Aleksandreia Troas olsaydı tarih başka türlü yazılacaktı. Konstantinopolis başkent olarak seçilince Aleksandreia Troas zamanla boşalmaya ve önemini yitirmeye başladı. 

 

Aleksandreia Troas ne zaman tam olarak terk edildi bilinmiyor. Ama Bizans Döneminde bile varlığını sürdürdüğü biliniyor. MS 16 ve 17. yüzyılda kent bir taş ocağına dönüşmüş ve kentin taş blokları İstanbul´a taşınmıştır. Bu taş bloklar Osmanlı Döneminde inşa edilen bazı camilerin temellerinde kullanıldı. Topkapı Sarayı´nda bile buradan gitmiş iki sütunu hala görmeniz mümkün.

 

Aleksandreia Troas´ın en görkemli yapısı hiç kuşkusuz Herodes Atticus hamamı ve buna ait su kemerleri. Yapılardan ayakta kalan parçaları gördüğünüzde ne kadar büyük bir hamam yapısıyla karşı karşıya olduğunuzu kestirebiliyorsunuz. Eğer 1810 yılındaki büyük deprem meydana gelmemiş olsaydı belki de hamamın tamamı ayakta olacaktı. 

Hamam bloğunun üç tarafı koridorlarla çevrili olup, merkezde yer alan kare planlı mekan kemerlerle çevrilidir. Tüm Roma hamamları gibi sıcaklık, soğukluk ve ılıklık kısımları vardır. 123 x 84 metre boyutlarıyla Anadolu´nun en büyük hamam binası olan bu hamamın yapım yılı olarak MS 135 tahmin edilmektedir. Hamamın 40 metre kadar güneyinde ise anıtsal çeşme Nymphaion vardır. Yapının ana cephesi denize dönüktür. 8 x 17 metre boyutlarında dikdörtgen plan içine yerleştirilmiş bir çeşmedir. 

 

Roma hamamları yıkanma ve temizlenme işlevinin yanı sıra bugünkü kafeler gibi bir iletişim mekanıdır. Tipik bir Roma hamamında sıcaklık, ılıklık ve soğukluk alanları bulunur; zemin altındaki boşluklarda geçen sıcak hava mekanın ısınmasını sağlar.  

 

Smintheion

Aleksandreia Troas o kadar önemli bir kentti ki ona hizmet için kurulmuş başka kentler vardı. Hemen 30 km güneyindeki Apollon Smintheion Kutsal Alanı onlardan biridir. Smintheion Tapınağı´nın buraya yapılmasının en önemli ikinci nedeni bölgenin doğal su kaynakları açısından zengin olmasıdır. Kehanet ağırlıklı olan Apollon Smintheus anlayışında su çok önemlidir. Tapınağın ilk inşa edildiği Hellenistik Dönemde burada yer alan doğal su kaynaklarının nasıl kullanıldığını bilmiyoruz ancak şehrin altından ve duvar diplerinden geçen kanallara ve borulara baktığımızda çok sağlam bir altyapı kurulduğunu hemen fark ediyoruz. 

 

Buraya ibadet ve kehanet için gelen insanlar kutsal yoldan geçiyor ve büyük olasılıkla gemiden indikten sonra yürüyorlardı. Kentteki kutsal yoldaki büyük taş bloklarda hiçbir araba tekerleği izine rastlanmamış olması bunu kanıtlıyor. Gelenler tapınağa girmeden önce hamama girip temizlenmek ve günahlarından arınmak zorundaydı. Hamamların kullanımına sunulmuş yedi adet su deposu vardı. En büyük depo bir numaralı olandı ve hamama soğuk su sağlıyordu. Diğer altı su deposu ise birbiriyle bağlantılıydı ve hem hamamı hem de kenti ısıtıyordu. 

 

Smintheion´daki tüm bu su yolları kutsal alana gelen insanların temizlenmesi için yapılmıştır. Hamam yapılarında sırasıyla soyunmalık, soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve ateşlik bölümleri bulunur. Hamama gelen ziyaretçiler arındıktan sonra istedikleri bir odada dinlenirlerdi. Tüm hamamlar gibi burası da zemin altından geçen ve zemin dışında duvar içine yerleştirilen pişmiş toprak boruların yardımıyla ısıtılmıştır. 

 

Hamamın batısında yer alan spor oyunları merkezinde ise spor oyunlarında birincilik kazanan 24 sporcu heykelinin bulunduğu kaideler bulunur. Smihthea Pauleia adına düzenlenmiş spor oyunlarında güreş, pankreas ve okçuluk gibi dallarda yarışmalar yapılmıştır. Antik Yunanca yazıtlarda sporcular övülmektedir. Birinci olan sporcunun adı, ailesi, eğitmeni, hangi dalda yarıştığı, kaçıncı olduğu yazılmıştır. Mermer kaideler üzerindeki sporcu heykelleri ise, bronzdan yapıldıkları için günümüze ulaşamamış. 

 

Smintheion´un tapınak binası olağanüstü bir mimariye sahiptir ve ünlü Anadolulu mimar Hermogenes´in etkisi göze çarpar. MÖ 150 civarında İon stilinde inşa edilmiştir. Ön ve arka cephesinin her birinde 8, her bir uzun kenarında 14, dört bir yanında ise toplam 44 sütunla çevrilidir. 18 yüksekliğindeki ön cephesiyle tapınak bugün de kente giren herkesi bir bakışta etkiler. Tapınaktaki kabartmalarda İlyada Destanı´nı anlatan mitolojik sahneler görebilirsiniz. Zaten Smintheus, Tanrı Apollon´a İlyada Destanı´nda verilen bir ad ya da sıfattır. Azra Erhat´ın Mitoloji Sözlüğü´nde, İlyada Destanı´nda adı geçen ama yeri henüz saptanamayan Khryse kentinin rahibinin, tutsak olan kızı Khryseis´i geri istemek için Akhaların Troya önündeki karargahına geldiğini ve tanrı Apollon´a şöyle yakardığını yazıyor:

"Ey Khryse´yi, kutsal Killa´yı koruyan, gümüş yaylı

Tenedos´un güçlü kralı, Simintheus, dinle beni!

Bir gün sana yaraşır bir tapınak yaptıysam boğaların, keçilerin yağlı butlarını yaktıysam

Senin uğruna

Şu dileğimi tez elden yerine getiriver:

Göz yaşlarımın öcünü al oklarınla." 

 

Metropolis

Bugün devasa bir çalışma var Metropolis antik kentinde. Torbalı´nın içinden geçerek ulaştığımız kent, kazı alanının büyüklüğüyle dikkat çekiyor. Hellenistik Dönemde yapılmış tiyatroların en erken örneklerinden biri burada. Tamamen ana kayaya oyularak yapılmış tiyatro 4 bin kişilik. Bu tiyatroda gösterilerin yanı sıra sosyal ve dini törenlerin de yapıldığı biliniyor. 1990 yılından bu yana yapılan kazılar sonucunda sahne, oturma sıraları ve oyun alanı ortaya çıkartılmış durumda. Soylular için konulmuş özel koltuklar sahnenin hemen önünde göze çarpıyor. 1995´te bulunan grifonlu soylu koltuğu İzmir Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Grifon, gücü temsil eden kartal başlı, aslan gövdeli mitolojik bir hayvan anlamına geliyor.  

 

Her Roma kentinde olduğu gibi Metropolis´te de devasa bir hamam binası var. Ama önemli bir farkla: Metropolis antik kentinde soylular için düşünülmüş bir masaj salonu da bulunuyor ve burayı Aleksandra Mirton adlı bir kadının işlettiği biliniyor.

 

Troya bölgesinin tarihle sarmalanmış yaşamsal zenginlikleri yazmakla bitmez. Bu topraklara ayak bastığınızda İsa´dan 2018 yıl sonra yaşadığınızı unutmak çok kolay oluyor. Güzel olan, bu toprakların ve taşların size bu büyüleyici zaman yolculuğunu yaşatıyor olması. 

 

Troya bölgesini tam anlamıyla idrak edebilmek ve Troya´nın sadece Troya´dan ibaret olmadığını idrak edebilmek için bu toprakları bir kere daha düşünün. 

 

 

Yazı: Murat ERDİN 

Fotoğraf: Orhan ÖLMEZ