TARİH ÖNCESİ ÇAĞLARDA ANADOLU

Yerleşmelerin bölge içerisindeki konum ve boyutları, farklı topluluklar arasındaki ticari etkileşimleri ve hiyerarşik ilişkileri anlamamızı sağlar. Bir yerleşme içerisindeki konutların dizilimi ise, orada yaşayan topluluğun hiyerarşik yapısı, evlilik gelenekleri, ekonomik uğraşları ve dini uygulamaları gibi konularda bilgi sağlar.

Bir yerleşmedeki her bir ev içerisindeki mekânsal düzenleme, bu evlerde yaşayan bireylerin gizlilik konusundaki kaygıları, cinsiyetler arası ilişkileri, çalışma mekanları ve alışkanlıkları, aile boyutu ve yapısı gibi birçok konuda bilgiler verir.

 

Geçmişte yaşamış insan topluluklarına ait mekânsal düzenlemeler arkeologların yoğun ilgi duyduğu alanlardandır. Bu ilgi, mekan düzenlemelerinin toplum içerisindeki kültürel örgütlenmeler hakkında birçok bilgiyi açığa çıkarıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Yerleşmelerin bölge içerisindeki konumlarını ve boyutlarını inceleyen arkeologlar, bu sayede farklı topluluklar arasındaki ticari etkileşimleri ve hiyerarşik ilişkileri saptar. Konutların bir yerleşme içerisindeki dizilimi, orada yaşayan topluluğun hiyerarşik yapısı, evlilik gelenekleri, ekonomik uğraşları ve dini uygulamaları gibi konularda bilgi sağlar. Örneğin, içerisinde çeşitli birimlerin yer aldığı ve her birimin içerisinde kendi ocağı ile yiyecek işleme ve depolama alanları bulunan küçük boyutlu konut kümelerinden oluşan bir yerleşme, o toplulukta çok eşli bir evlilik sisteminin uygulandığına işaret eder. Konut kümelerinde yer alan her ev içerisinde bir sunak bulunuyor olması, hane içi ritüel faaliyetlere, belki de bir “ata kültü” geleneğine işaret eder. Her bir ev içerisindeki mekânsal düzenleme, bu evlerde yaşayan bireylerin gizlilik konusundaki kaygıları, cinsiyetler arası ilişkileri, çalışma mekanları ve alışkanlıkları, aile boyutu ve yapısı gibi birçok konuda bilgiler verir. Bu faktörlerin her biri tarihöncesi yerleşmelerdeki sosyal örgütlenmelerin tanımlanmasında kritik rol oynar.

 

Bununla birlikte, Aktüel Arkeoloji Dergisinin Göbekli Tepe sayısı bizlere, işbirliği içerisinde çalışmayı gerektiren organize faaliyetlerde bulunmanın, yerleşik bir düzene sahip olma koşuluna bağlı olmadığını gösterir. Göbekli Tepe’de ortaya çıkan ve ritüel amaçlı kullanıldığı anlaşılan anıtsal taş yapıları inşa etmek için bir araya gelen Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan ve kolektif bir şekilde çalışan çok sayıda göçer grup, insanın yerleşik bir düzene sahip olup olmaması fark etmeksizin işbirliğinde bulunabileceğinin göstergesidir. Anadolu’nun tarihöncesi çağlarına tarihlenen, Göbekli Tepe kadar insanı şaşkına çeviren benzer anıtlar henüz keşfedilmese de, dikkate değer birçok yerleşme ortaya çıkarılmıştır. Bu yerleşmelerde elde edilen bulgular, binlerce yıl önce burada yaşamış insanlar hakkında önemli bilgiler açığa çıkarır.

 

Anadolu Platosu’nda ciddi anlamda ilk yerleşim Neolitik Dönemde (MÖ yaklaşık 8.500-6.000) meydana gelmiştir. Anadolu’da bu döneme tarihlenen belki de en ünlü yerleşme Çatalhöyük olmakla birlikte, Neolitik Dönem sakinlerinin yaşamları hakkında son derece ilginç bilgiler sunan birçok başka yerleşme vardır. Aksaray yakınlarında yer alan ve MÖ 9. binyıl – 8. binyıl civarlarında iskan edilen Aşıklı Höyük, Çatalhöyük’ten çok da farklı değildir. Küçük ölçekli bir tarım yerleşmesi olan Aşıklı Höyük’te yapılan kazılarda 400’den fazla mesken açığa çıkarılmıştır.

 

Bu sayı arkeologların, Aşıklı Höyük sakinlerinin sosyal yapısı hakkında tahminlerde bulunmasına olanak sağlamaktadır. Kümeleşmiş gruplar halindeki yapıların bu mekânsal düzeni ve yapılar arasında yer alan sokak ve geçitler, Aşıklı topluluğunun mahallelere ayrılmış bir yerleşme düzenine sahip olduğunu gösterir. Bu mahallelerin yapıları çeşitli arkeolojik bulgular aracılığıyla belirlenir. Örneğin mekan içerisinde ocakların yeri veya yapı grubu içerisindeki yapıların boyutları gibi faktörler, yerleşmede yaşayan kişiler hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar. Genellikle dikdörtgen bir plana sahip ve taş levhalar ile çevrili ocakların neredeyse tamamı bulunduğu mekanın köşesine bitişik konumdadır. Çok odalı yapıların birçoğunda ocaklara rastlanmıştır. Bununla birlikte, bu tür konutların hepsinde ocak bulunmaz. Bazı örneklerde, yalnızca bir odada ocak bulunduğu, odayı çevreleyen diğer yapılarda ise ocak bulunmadığı görülür.

 

Ocak yerlerinin mekânsal düzenlemesi, Aşıklı Höyük insanlarının yiyecek elde etme ve işleme gibi faaliyetlerde işbirliği içerisinde çalıştığını gösterir. Aşıklı’daki ocak yerlerini inceleyen arkeologlar aynı konut biriminde yaşayan kişilerin kolektif bir şekilde çalışarak önce temel gıda maddelerini bir yere yığdıklarını, daha sonra yemekleri birlikte pişirdiklerini öne sürerler. Antropoloji bilimi bizlere, bu şekilde işbirliği içinde çalışan kişilerin, özellikle de yiyecek elde etme ve tüketme gibi kritik öneme sahip bir konuda işbirliğinde bulunanların genellikle akraba olduğunu söyler. Aşıklı Höyük’teki birçok konut içerisinde ocak bulunuyor oluşu, bu Neolitik Dönem yerleşmesinde yer alan mahallelerde yaşayan kişilerin birbirleri ile işbirliği içerisindeki yakın akraba grupları oldukları şeklinde yorumlanmasına yol açar.

 

Bir topluluğa ait yerleşme içerisindeki eserlerin ve gömütlerin konumu, o topluluğun dini uygulamaları ve bu uygulamalarla bağlantılı inançları hakkında çok önemli bilgiler sağlar. Konya Ovası’nda yer alan ve yine MÖ 9. binyıl – 8. binyıl civarlarında iskan edilen Boncuklu Höyük yerleşmesi Anadolu Ovası’nın en erken tarımcı yerleşmelerinden biridir. Boncuklu Höyük’te elde edilen bulgular bu erken dönemdeki yaşam hakkında önemli bulgular sunar. Oval planlı, kerpiç mimariye sahip Boncuklu Höyük’teki yapıların tabanı yüzey seviyesinin altındadır ve sıva ile kaplanmıştır. Boncuklu evlerinde sembolik düşünce ve eyleme işaret eden ilginç yapı elemanları yer alır. Bunlardan ilki ocakların konumudur. Ocaklar genellikle iç mekanda ve yapıların kuzeybatı kısımlarında yer alır.

 

Ocak kullanımı için ayrılmış bu alanlarda açığa çıkarılan dolgu, küllü bir yapıya sahip olup, içerisinde yiyecek hazırlama ve pişirme faaliyetlerinden arta kalan atıklar bulunmuştur. Ocaklara ayrılan kuzeybatı alanları ile tam bir zıtlık içerisindeki güneybatı alanları ise son derece temiz bir dolguya sahip olup, özenli bir biçimde sıvanmış bir tabana sahiptir.

 

Yazı : Sharon R. STEADMAN, Laurel D. HACKLEY

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergiasi 58. sayı ile ulaşabilir, okuyabilirsiniz.