TABNİT´İN LANETİ VE OSMAN HAMDİ BEY

 

 

Ülkemizin saygın bilim dergilerinden Türk Arkeoloji Dergisi’nde 1958 yılında Nezih Fıratlı tarafından kaleme alınan “Edhem Hamdi Eldem (1882- 1957)” başlıklı makalede, Edhem Paşa’nın torunu ve ünlü müzeci Osman Hamdi Bey’in tek oğlu olan Edhem Hamdi Bey’in Müze-i Hümayun’daki (İmparatorluk Müzesi/ İstanbul Arkeoloji Müzeleri) görevinden ayrılışının, arkeoloji camiasına küsmesinin ve kendi içine kapanmasının sebebi olarak, uğradığı talihsizlikler ve de daha hayatının baharındaki kızının ani ölümü gösterilmişti. Fıratlı makalesinde, Edhem Bey’in kendi talihsizliğine Kral Tabnit’in sebep olduğuna inandığını yazması oldukça tuhaf, bir o kadar da ilgi çekicidir ve bir çırpıda insanın aklına “Louvre’daki Hayalet” filminin hikayesini getirmektedir.

 

Osman Hamdi Bey bu mezardan Tabnit’in lahdinin de bulunduğu en büyüğü 15 ton ağırlığındaki lahitlerin İstanbul’a getirilmesini emrine verilen Asir adlı bir gemi ile sağlamıştır. Birbirinden güzel tüm paha biçilemez lahitlerler Müze-i Hümayun, Luhud-ı Atika Müzesi ismiyle de anılır olacaktır. Osman Hamdi Bey bu keşfi 1892’de ünlü arkeolog Th. Reinach ile kaleme aldığı Une Nécropole Royale de Sidon adlı büyük eserle taçlandırır.

 

Lanet yazısının üzerine kazındığı Tabnit’in lahdi Sidon Kral Nekropolü’nün en eski lahdidir ve MÖ 6. yüzyıla tarihlenmektedir. Mumya formunu yansıtan bir firavun lahid görünümdedir. Aslında Mısırlı Genaral Peneftah’a ait idi. Lahdin üzerindeki hiyeroglif yazıt kendisini rahatsız edeceklere geleneksel lanetleri dile getirmekteydi. Mısır dilindeki bu ilk lanet yazısına rağmen Tabnit kendisini bu lahide defnettirmiştir. Böylelikle aslında kendisi de lanetlenmiştir. Lanetli kral Tabnit lahidinin kapağına lahde tecavüz edecek olanlar için bu sefer Fenikece bir beddua kazıttırmıştır. Osman Hamdi Bey lahdin üzerindeki kitabenin bir kopyasını okuması için Ernest Renan’a göndermiştir. Renan kitabe ile ilgili bilgiyi hemen bir telgrafla 20 Haziran 1887 tarihinde henüz Sayda’da bulunan Hamdi Bey’e bildirir.

 

Yazıt, lahidin gümüş veya altın içermediğini, mezarı rahatsız edenlerin ve soylarının ne bu ne de .bür dünyada huzur bulamayacaklarından bahsetmektedir.

 

Yazı: Tarkan Kahya, Tuğçe Akbaytogan

 

Yazının Tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 71. Sayısından Ulaşabilirsiniz.