PETROGLİFLERİN LİNGUİSTİK VE ESTETİK DÖNÜŞÜMÜ

 

 

Prehistorik çağlar boyunca yapılmış petroglifler insanlık tarihinin gerçek ışıklarıdır. MÖ 25 bin yıllarına kadar uzanan bu süre., insanın doğa ile kendi arasında yaptığı anlaşmadan doğan bir yaşam savaşı sanatı gibidir. Bu oluşumda, tecrübesizliğin, yalnızlığın, doğaya karşı korkunun ve hayranlığın büyük etkisi vardır şüphesiz. İlk çağlardan günümüze kadar varlıklarıyla özel bir yere sahip olan petroglifler, yalnız insanla dış dünya arasında bir ilişki kurulup, sırların aydınlatılmasında değil dönemsel linguistik örüntünün, sanat ve estetik ile kurduğu organik bağın çözülmesinde de araştırmacılara oldukça yardımcı olmaktadır. Dolayısıyla biz petroglifleri yaratı boyutuna ulaştıran insanları binlerce yıl öncesinin başarılı birer çevre ve sosyal bilimcisi, dilbilimcisi, sanatçısı olarak değerlendirebiliriz.

 

Dünyanın pek çok coğrafyasında petroglif alanlarına rastlanmaktadır. Bu petrogliflerle ilgili kime, hangi devirlere ait, ne maksatla ve hangi insan topluluğu tarafından uygulandı gibi ortak sorular soran tarih, arkeoloji, antropoloji, sanat tarihi, dilbilim gibi disiplinlerin ortak çalışması ile bazı noktalar bütünlüklü bir şekilde aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Kaya/mağara gibi doğal şartlara maruz kalan yüzeyler üzerine yazılan yazı veya kazınan/çizilen resimlerin zaman zaman birbirlerine dönüşüp evrilmesi ise çok daha spesifik, aydınlatılması heyecan verici bir noktaya ulaşmıştır.

 

Evrensel bir denge merkezi olarak geçmiş ve geleceği bağlayan, toplumu ve toplumun işleyişini düzenleyen petroglif merkezleri, doğanın en sabit ve sarsılmaz elemanı olduğu düşünülen sürekliliği sabit kalan kayaların üzerinde konumlanmıştır. Bu gerçek, insanları temel yasa ve inançlarını ölümsüz kılacak, işlevini uzun sürelerle ifa edecek kaya veya kayalara yöneltirken doğanın zamanla aşındırdığı bu elemanların korunup kollanmasıyla sonsuz bir güç aktarımı ve bütünleşme odağı yaratılmıştır. Dahası kutsal yasalar ile yaşamsal iletişimin görsel ve estetik bir boyuta taşınması olası kılınmıştır. Böylece petroglifler, toplumsal, doğal, ruhsal, kutsal dengenin bozulması, sınırların ve yasaların ihlalinden doğacak çatışma sebebiyle oluşacak kültürel yıkımların engelleyicisi olmuştur. Petroglifler ruhsal ve olağanüstü sembolik gücünü, amaç ve işleyişi bugün için pek çok noktada belirli ölçülerde anlaşılıyor olsa da, sessiz fakat anlam açısından güçlü olan işlevi ebedi ve yorumsaldır.

 

Petroglif varlığı açısından, Fransa, Avustralya, Güney ve Kuzey Afrika, İspanya, İtalya, Sibirya dünyanın en tanınmış ve önemli merkezlerindendir. Bunun yanında Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar görülen petroglif alanları da bu zincirin önemli halkalarındandır. Avrupa paleolitik ortamında gelişen sanatsal yaratıların kompleks oluşumu içinde kendisine .zgü bir biçim almış olduğu ve daha somut görüntülerle gerçekçi biçimleri benimsemesine karşılık diğer kıtalarda, özellikle Orta Asya ve Anadolu’da karşılaşılan örneklerin daha stilize bir yolla çizildikleri ve linguistik dönüşüm süreçlerine yatkınlık bakımından daha farklı bir yere oturtulabileceği gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

 

Yazı: Neslihan Kıyar

 

Yazının Tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 71. Sayısından Ulaşabilirsiniz.