MENDİREĞİN SORUMLUSU KİM?

Ülkemizde gün geçmiyor ki bir kültür varlığı yok edilmiş olmasın.

Ya gözünü rant bürümüş bir müteah­hittin kurbanı oluyor ya da bilinçsiz vatandaşın elinde yok olup gidiyor. Hadi bu ikincisine söyleyecek çok sözümüz yok. Eğitmedin, öğretmedin, anlatmadın ki bilsin diyebiliriz. Lakin titrine arkeolog yakıştırması­nı göğsünü gere gere koyanların attıkları imzalarla yok edilen kültür varlıklarına ne demeli? Burada tüm arkeologları tenzih ediyorum. Mesleğini layıkıyla yapanların çoğunlukta olduğunu, Türk arkeolojisine büyük katkılar sağladığını sevinerek belirtiyorum.

 

 

İŞ MAKİNASI SON ANDA DURDU!

 

Basının büyük ilgi gösterdiği ilk batıkların ve Cemal Pulak hocanın çalışmalarının başladığı yıllardı. Karada bulunan onlarca batık, kamuoyunun ilgisini çekiyor ancak dev­leti yönetenler proje geciktiği için “üç beş çanak çömlek parçası’’ diyerek küçümsüyordu. Limanın dibi taranmış, batıklar çıkarılmıştı. Siyasi otorite ve müteahhit firma, artık alanın kendilerine teslim edilmesini istiyordu. Öyle ya, denizin altında ne olabilirdi ki daha? Kum bitmiş ana kara görünmüştü. Siyasilerin baskısı, Müze Müdürlüğünü de sıkboğaz etmişti. Artık iş makinası girebilir kararı dile pelesenk olmuştu. Ancak alanda çalışan genç arkeologlar hala kazma niyetindeydi. Balçık içinden bekledikleri vardı. Sabır sınıyorlardı adeta. Balçık içinde ne olabilirdi? “Bunlar projeyi geciktirmek istiyorlar” serzenişleri yükseliyordu. Dö­nemin İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü İsmail Karamut da baskılara dayanamamış, birkaç arkeolog hocanın da des­teğini alarak iş makinasını sokma kararına “evet’’ demişti. Genç arkeologlar ise gece gündüz el yordamıyla kazmayı sürdürüyordu. İş makinası ertesi sabah girecekti. Girmesin diye yayın yapmıştım. O gece genç arkeologlardan gelen bir telefonla alana koştum. Beklenen olmuştu. Urne tipi bir mezar bulunmuştu; hem de sapasağlam... Milliyet’e gece sokmuştum haberi. (Kasım 2008) Ertesi gün müze de dahil hemen herkes şoktaydı. Neolitik Dönem bulgusu mezar, Yenikapı kazılarının kaderini değiştirmişti. İş makinasından vazgeçmek zorunda kalınmış, buluntular ardı arkasına gelmişti. Ayak izleri, Neolitik mezarlar ve İstanbul tarihini 8500 yıla taşıyan gerçekler!

 

 

AYLAR ÖNCE MENDİREK DEMİŞTİM

 

Yenikapı’ya olan ilgim aslında o günlerden itibaren devam etti. Gözüm kulağım hep oradaydı. Ödeneği kesip kazıyı sonlandırdılar, yanlarındaydım. Radikal manşetten duyur­du, ertesi gün Bakan Ömer Çelik kazıların devam edeceğini açıklamak durumunda kaldı. Laboratuvar ihtiyacı vardı, dile getirdik hemen kurdular. Müze ihtiyacı için defalarca yayın yaptık sonunda müzenin ihalesi yapıldı. Ancak o günlerden merak ettiğimiz ve çıkabilir umudu taşıdığımız bir durum da limanın mendireğiydi. 5. – 6. yüzyılda yapıl­dığı bilinen Theodosius Limanı mevcut kazı alanının dışına taşıyordu. Lakin bir kurtarma kazısıydı ve kazı alanının sınırlı olması bu merakı gidermeye yardımcı değildi. Liman kazılarının bittiği ve mendireğin bulunma ihtimalinin kalmadığı düşünülürken imdada İstanbul Boğaz Tüp Geçit Tüneli projesi kapsamında Aksaray-Yenikapı kavşak inşaatı yetişti. Önce yüzeye çok yakın mesafeden Osmanlı mimari yapıları geldi. Ardından mendirek olabileceği düşünülen ilk ahşap kazıklar ve duvar ortaya çıktı. 24 Aralık 2015’te Radikal’de aynen şöyle yazmıştım; “Avrasya Boğaz tüp geçit projesi kapsamında Yenikapı Meydanı’nda devam eden bağlantı yolu çalışmalarında Theodosius Limanı’nın devamı ortaya çıkarıldı. Mendirek olabileceği söylenen 5 metre geniş­liğindeki duvar yapısı bulundu. Alttan batıklar hatta Neolitik bile gelebilir’’.

 

 

MENDİREĞİ BÖYLE PARÇALADILAR

 

Projeyi üstlenen müteahhit firma itiraz etti. Buranın Yenikapı limanının devamı olduğunu, tezimin ihtimalinin bile olmadığını bağıra bağıra kamuoyuna açıkladı. Ben de takipçisi olacağım dedim. Şantiye alanına giremiyordum, yetkililerden de sağlıklı bilgi edinemiyordum. Maalesef aylar sonra resimlerde gördüğünüz iş makinaları ile yok edilme görüntüleri ile karşı karşıya kaldım. Fotoğraflar eli­me ulaştığında iş işten geçmiş, mendirek maalesef parçalara ayrılmıştı.

 

 

BAKAN NABİ AVCI’NIN HABERİ YOK!

 

Bu vandallığı nasıl yaptılar? Müteahhit firma mı yaptı? İşçiler mi kırdı? İstanbul için eşsiz güzellikteki dünyanın ender kültür varlığını hangi vicdansız yok etti? Bakın sü­rekli siyasileri eleştiriyoruz ama bu vandalizmden ne Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nın ne de Başbakan Binali Yıldırım’ın haberi var. “Olağanüstü halden faydalanmak” bunun adı. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bu mendireğin önemi anlatılsa, bu mendirekle dünya literatürüne gireceğimizden söz edilse inanıyorum ki asla bu duruma izin vermezdi. Ama işi yürütenlerin siyasilere şöyle söylediklerini tahmin ediyorum; “Efendim bir duvar kalıntısı çıktı, arkeologlar da çok titiz davranıyor, proje en az 5 sene uzar.’’ Aslı hiç de öyle değil. Projeyi sağa sola oynatıp, biraz değiştirip bu kültür varlığını kurtarmak mümkündü. Ama kırmak kolaylarına, diğer yönüyle ucuza geldi.

 

KURUL KARARINDA NE DİYOR?

 

“Kültür varlığı ahşap kalıplı sandık duvar tekniğinde yapılmış duvarın tekrar sergilenmek kaydıyla bilimsel yöntemlerle sökülerek kaldırılmasında sakınca olmadığına, konunun uzman konservatörlerinin denetiminde gerçekleş­tirilmesine, sökümü gerçekleştirilen ahşaplar bozulma sü­recine girmeden su tanklarına, havuzlara yerleştirilmesine, sökülen çivilerin konservasyonları yapılarak saklanmasına, duvarın 5 metrelik bölümünün sergilenmek üzere koruma altına alınmasına, kazı çalışmalarında çıkan mendirek ka­lıntılarının kentsel tasarım projesine işlenerek kurulumuza iletilmesine karar verildi.”

 

MENDİREK DEMEKTEN KAÇINIYORLAR

 

Kurul kararında mendireğin hangi limana ait olduğu özellikle yazılmıyor. Çünkü Theodosius Limanı mendireği dense tarihi ortaya çıkacak. Limanın 5. – 6. yüzyılda kurulduğu antik kaynaklardan biliniyor. Buluntuların tarihle­mesi asla kurul kararında yer almıyor. Mendirek olarak iki yerde geçiyor. Genellikle “kültür varlığı duvar” yakıştırması tercih ediliyor.

 

İş makinaları ile parçalarken ki görüntüler elimde. Suçüs­tü yapılmış aslında. Buna rağmen Hürriyet’teki haberden sonra hem şirket hem Ulaştırma, Denzicilik ve Haberleşme Bakanlığından açıklama geldi. Ertesi gün Hürriyet açıkla­mayı olduğu gibi yayınladı. Özetle şöyle denildi; “ABD’de akredite bir kuruluş olan ve alanında en deneyimli laboratu­varlardan biri olan Beta Analytic’e iletilerek Karbon 14 yaş analizi yaptırılmış ve deney sonuçları 170+-30 yıl olduğunu göstermiştir. Bu bilgiler ışığında haberde 1500 yıllık olarak belirtilen yapının, 5. yüzyılda değil 19. yüzyılda inşa edildiği anlaşılmaktadır. II Numaralı Yenileme Alanları Kültür Var­lıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü’nün kararları gereğince konu duvar yapısının bir bölümü yerinde korunmuştur. Bir bölümü ise belgelenmek üzere tüm saha verilerinin alınma­sının ardından tekrar sergilenmek üzere ahşap kalıplarının söküm işi tamamlanmış, bir kısmında da ahşap söküm işlemleri devam etmekte olup, sökülen ahşaplar uygun nem oranında bölgeye yakın bir alanda toprak altında muhafaza edilmektedir.”

 

 

19. YÜZYIL İSE VUR KAZMAYI

 

Bu açıklamaya söylenecek çok söz var ama iki cümle ile yetineceğim. Bizim gördüğümüz iş makinaları başka bir yerden mi çekildi? 19. yüzyıl bile olsa – asla inandırıcı değil bu yüzyılda orada Osmanlı limanı yok – iş makinası ile kırma hakkını nerden aldınız? Ahşapları alanda gömerek neye hizmet etmek istediniz? Gelecek nesillere biz bunu parçaladık siz toplayın mesajı mı vereceksiniz?

 

Araştırmam da duvarı kimin kaldıracağının da bir tartışma konusu olduğunu öğrendim. Aklı başında hiçbir firma tari­hi mendireği kaldırma cesaretine sahip değil. Hangi kapıya gitseler geri tepmiş. Sonra bir firma kurul kararına uygun şekilde mendireği bilimsel yöntemlerle (!) kaldırmayı kabul etmiş. Kurul kararıyla bu vandallığına izin verilen firma ise, sıkı durun, kurul kararında imzası bulunan bir kişinin oğlu. Yanlış okumadınız oğlu. Koruma Kurulları yönetmeliği­ne göre kurul üyeleri birinci derece akrabalarına menfaat temin eden kararlara imza atamazlar. Ama atmış. Şimdi ne olacak? Karar geçersiz mi olur? Bakanlık idari soruşturma mı açar? Yakın gelecekte göreceğiz.

 

2863 KİMİN İÇİN VAR?

 

Kurulun mendirek demeye bile çekindiği tarihi duvar (!) herhangi bir vatandaşın bahçesinde çıksa aynı kurul benzer kararı alır mıydı? Sade vatandaş aynı kurul kararına rağmen mendireği iş makinaları ile parçalarken görüntü­lesek ve haber yapsak sürüm sürüm sürünür müydü? Evet. İnşaatı durur ve bir daha sittin sene de yapamazdı. Doğrusu da bu, hapis cezası bile uygulanması gerekirdi. Peki neden devletin ihalesini alan bir inşaat şirketi aynı muameleye sahip değil. 2863 sayılı yasa sadece vatandaşa mı çıkarıldı?

 

Firmanın mendireği parçaladığı uygulamaya ait rapor elimde. Nasıl bilimsel yöntemlerle (!) çıkan parçaları gömdüklerini tafsilatıyla anlatıyor. Bakalım 36 batığın bulunduğu Theodosius Limanı’nın mendireğinin bulun­duğu yerden batık gelecek mi? Yoksa aman projenin tarihi uzamasın diye kuş uçurtulmayan şantiyede bir gece iş makinaları ile hemen hepsi toprakla hemhal mı olacak? Takip edip göreceğiz…

 

YAZI VE FOTOĞRAFLAR: ÖMER ERBİL