KSANTHOS

Antalya’nın batı sınırını oluşturan ve günümüzde Eşen Çayı olarak adlandırılan Ksanthos Irmağı’nın doğu kıyısında kuzeye doğru yükselen kayalık uzantı üzerinde, Kınık Ovası’na hakim bir konumda kurulan Ksanthos, çoğunluğu günümüzde makilik alan içine yayılan kalıntıları ile kültür ziyaretçilerini ilk bakışta hayal kırıklığına uğratsa da, zaman ayırıp kentin tamamını gezenlere Likya Bölgesi’nin yerel kültürünü yansıtan en önemli anıtları bünyesinde sakladığını göstermektedir. Bazılarında sadece kalıntıların korunabildiği bu anıtlar ve büyük çoğunluğu 1842 yılında British Museum’a taşınan heykeltıraşlık eserleri kentin 1987 yılında, günümüzde Muğla ili sınırları içinde bulunan Letoon ile birlikte UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kabul edilmesinde etken olmuşlardır. Ch. Fellows ve ekibinin 1838 yılındaki ilk ziyareti ile uzun uykusu sonlanan ve hemen sonrasında görkemli sanat eserleri aynı ekip tarafından yağmalanan kent, 70 yıla yaklaşan bilimsel araştırma geçmişine karşın hak ettiği anlaşılırlığa henüz kavuşamamıştır.

Paleo-jeomorfolojik incelemeler sonucunca, yerleşim alanının büyük bir bölümünün MÖ 15. binde deniz seviyesinin altında kaldığı anlaşılan kent ve yakın çevresinin, Bronz Çağda suların alçalması ile insan yaşamına elverişli duruma gelmesi sonrası bilinen en erken varlığı güneyinde uzanan Ksanthos Ovası’nın lagün ve bataklık halinde kısmen karalaştığı 2. bin yılına tarihlenmektedir.

 

Bu dönemde Hitit yazılı kaynaklarında Awarna olarak anılan kent, yerel dilde Arñna olarak adlandırılmıştır. Kentin tarihsel olaylar kapsamındaki en erken aktarımı yazılı kaynaklar ışığında MÖ 6. Yüzyılda karşımıza çıkmaktadır. Herodotos’a göre MÖ 540 civarında bölge ile birlikte dramatik bir Pers işgali ve tahribatına uğrayan Ksanthos, MÖ 470 civarında Atinalı komutan Kimon’un Perslere karşı seferi sırasında ikinci bir yıkıma uğramasına karşın Attika - Delos Birliği’ne kısa bir katılım dışında Hellenistik Döneme kadar Pers egemenliğinde kalmayı sürdürür. MÖ 6. yüzyıldan itibaren yazıtlar ve sikkeler yardımı ile Kuprilli, Khrei, Erbinna başta olmak üzere dinastik bir hanedana ait çok sayıda yöneticisinin saptanabildiği kent, kalıntı niteliği ve türlerinin de işaret ettiği gibi Arkaik ve Klasik dönemlerde Likya’nın önder kenti olmuştur.

 

MÖ 4. yüzyıl ortalarında Likya’nın batı bölümünü etkileyen Hekatomnidler egemenliği sırasında geniş alana yayılan gücünü kısmen yitiren kent, bölgesel bir yönetim merkezi olarak varlığını sürdürür. MÖ 330’lu yıllarda Anadolu’nun büyük bir bölümünde olduğu gibi Ksanthos’ta da Büyük İskender’in fethi ile Pers egemenliği sona erer. Bu siyasal değişim bölge dili Likçe başta olmak üzere yerel kültürün hızla kayboluşunu ve yerini Eski Helen geleneklerine bırakmasını beraberinde getirir. MÖ geç 4. yüzyılda Büyük İskender’in ardılları Diadokhlar arasında kısa süreli el değiştiren kent MÖ 2. yüzyıl ilk yarısında yaklaşık 20 yıl Rodos egemenliğinde kalır.

 

MÖ 167 yılında Likya’nın Roma Senatosu tarafından özgür bir eyalet olarak ilan edilmesinin ardından oluşan ve Geç Antik Döneme kadar varlığını koruyan Likya Birliği içinde 3 oy hakkı ile bölgede önemini koruyan bağımsız bir kent haline gelir. Appianus tarafından MÖ 1. yüzyıl ortalarında Brutus önderliğinde kapsamlı bir işgal ve yıkıma uğradığı aktarılan Ksanthos, başta kamu yapılarının işaret ettiği üzere Roma İmparatorluk Dönemi ve Erken Bizans Döneminin çok büyük bir bölümünü barışçıl ve zengin bir ortamda geçirir.

 

Kent, Patara’nın Erken İmparatorluk Dönemi ile birlikte Likya ve Pamphylia Eyaleti’nin merkezi olarak yükselişine kadar Likya’nın en önemli kenti olmayı sürdürür. Kentin farklı noktalarında inşa edilen 4 anıtsal kilise, Ksanthos’un özellikle Erken Hıristiyanlık Döneminde bölgenin önemli piskoposluk merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir. Tüm bölgeyi olumsuz etkileyen Arap ve Pers akınları karşısında gittikçe zayıf düşen kentin MS 7. yüzyıl sonrasında oldukça küçük ve niteliksiz yapılarla varlığını sürdürdüğü ve 13. yüzyılda terk edildiği anlaşılmaktadır.

 

Yazı: Burhan VARKIVANÇ

Yazının tam metnini Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 56. sayısında bulabilirsiniz.