KRALIN TANRISI DİONYSOS KURUL KALESİNDEN SESLENİYOR

Halikarnas Balıkçısı “kabına sığmaz coşkunun temsilcisi” diye tanımlardı tanrı Dionysos’u. Olympos’un son tanrısı, hatta on üçüncü tanrısı olarak da kabul edilen Dionysos’un basit bir şarap tanrısı olmadığından, bir elindeki üzüm salkımı diğer elindeki buğday demeti ile İvriz’deki Geç Hitit kabartmasında endam ettiğinden, onun Anadolulu kökenlerinden bahsederdi. Efsaneye göre ise Dionysos (Bakkhos), baş tanrı Zeus ve Semele’nin oğluydu. Semele, Hera’nın oyununa gelip Zeus’un şimşeğine maruz kalıp öldüğünde Zeus, annesinin rahminden Dionysos’u alıp baldırına gizleyecek ve Dionysos babası Zeus’un baldırında dünyaya gelecekti. Zeus, onu Hermes aracılığı ile nymphelerin korumasına Nysa Dağı’na gönderecek, Dionysos şarabı ilk kez Lydia’da karıştıracaktı. “Asya topraklarından geldim…ne mutlu bahtı açık olana, ne mutlu tanrıların sırlarına erene! Hayatını temizleyip günahlardan ruhunu Bakkhos’a verene! Yıkayıp bütün kirlerini dağlarda Tanrının delisi olana! Ne mutlu, yoluyla kutlayana Kybele anamızın cümbüşlerini; ne mutlu tysos’u sallayarak başına sarmaşıklı çelengi takarak Dionysos’un ardından gidene! Haydi, Bakkhalar, durmayın, indirin Bromios’u Phrygia dağlarından; getirin Dionysos’u, tanrı babanın tanrı oğlunu…” (Euripides, Bakkhalar).

 

Efsanenin ete ve kemiğe bürünen kralı ise Karadeniz’in (Hellenistik Pontos) büyük kralı Mithradates olacaktı. Kralın doğuşu esnasında düşen şimşek kundağını yakacak ve bebeğin alnında ömrü boyunca taşıyacağı bir iz bırakacaktı. Roma’nın büyük düşmanı, Anadolulu büyük kralın dünyaya gelişinin tanrısal simgesi, aslında Yunan/Hellen olmayan Anadolulu tanrı Dionysos’un mitosu ile örtüştürülecek, Kral Mithradates Eupator Dionysos ismiyle tarih sayfalarında yerini alacaktı. Ordu Müze Müdürlüğü başkanlığında ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Arkeoloji bölümünden Prof. Dr. S. Yücel Şenyurt’un bilimsel sorumluluğunda 2010 yılından beri Ordu-Kurul Kalesi’nde yürütülen kazı çalışmaları Mithradates VI Eupator dönemi (MÖ 120-63) ve özellikle Geç Hellenistik Dönem Anadolu Arkeolojisi için yepyeni veriler sağlamaya devam ediyor. Kurul Kalesi, VI. Mithradates’in askeri stratejinin en önemli unsurlarından biri olan kaleler için, gerek mimari gelenekler gerekse savaş teknolojileri açısından güçlü veriler sunarken, çeşitli tanrısal kültler ile ilişkili yeni verilerin de ortaya konulduğu, var olan verilerin de farklı bakış açıları ile değerlendirilmesini sağlayan özel bir yerleşim. Şüphesiz elde edilen tüm buluntular için farklı kültür bölgelerinden karşılaştırma örnekleri sunmak mümkün, ancak yüzünüzü çevirdiğinizde gördüğünüz denizin, Anadolu kıyılarında halen bilinmezliğini koruyan Karadeniz olduğu gerçeğini hatırladığınızda, ılık bir ürperti ile çıkıyor karşınıza toprağın altında iki bin yıldır bekleyenler.

 

Bugünkü Ordu şehrinin de üzerinde kurulu olduğu alüvyal kıyı ovasına ve Melet Irmağı’na (Melanthios) hâkim konumuyla öne çıkan kalenin tarihsel coğrafya içerisindeki yeri için ünlü coğrafyacı Strabon’un aktarımları son derece değerli. Paryadres dağ silsilesi üzerindeki Kurul Kalesi, Kerasos (Giresun) ve Kotyora (Ordu) kentlerinin hinterland alanı içerisinde, muhtemelen antik limanın da yer aldığı Kotyora kentine hâkim stratejik bir konumda yer alıyor. Pontos krallarından I. Pharnakes MÖ 183 yılında Sinope kentini ve onun Sinopitis diye adlandırılan territoryumunu ele geçirdikten sonra Kotyora ve Kerasos kentlerini hâkimiyeti altına almış, Kotyora sakinlerini Kerasos’a taşıyarak, kendi adına izafeten Pharnakeia isminde yeni bir kent kurmuştu. Bu aşamadan sonra kentin giderek zayıfladığı ve önemini yitirdiği anlaşılmakta. VI. Mithradates döneminde ise değişen askeri strateji çerçevesinde Karadeniz sahil kesimine de hakim bir çok noktada kalelerin inşa edildiği bilinmekte. Strabon’un, “Mithradates Eupator ülkesinin sınırlarını genişletmesi ardından 75 kale yaptırdı” şeklindeki ifadeleri bu konudaki en önemli referanslardan biri. Kurul Kalesi’nde bugüne kadar yürütülen kazı çalışmalarında, bir yangın ile sonlanan son mimari evrede ele geçen yüzlerce ok ucu, mızrak, kargı, gülle ve sapan tanesi ise MÖ 65/64 yılları civarında yaşanılan Roma istilası ardından kalenin bir daha kullanılmadığını ortaya koymakta.

 

Yazı: S. Yücel ŞENYURT, Atakan AKÇAY

 

Yazının devamına Aktüel Arkeoloji Dergisinin 73. sayısından ulaşabilirsiniz.