KANLITAŞ HÖYÜK

BATI ANADOLU´DA TARİHÖNCESİ BOYA ÜRETİMİ VE ÖZELLEŞEN KADIN İŞGÜCÜNE AİT YENİ BULGULAR

1990 yılında Turan Efe´nin gerçekleştirdiği (1988-1992) yüzey araştırmasında saptanarak arkeoloji literatürüne kaya üstü bir höyük yerleşimi olarak geçen Kanlıtaş Höyük, Kalkolitik Dönem Porsuk Kültürü´nün (Orman Fidanlığı, Asmainler, Keskaya gibi) en iyi korunmuş ve en büyük yerleşmesidir. Eskişehir il merkezinin batısında İnönü ilçesine bağlı Aşağı Kuzfındık köyünün 1 km doğusunda yer alan Kanlıtaş Höyük, daralan Kuzfındık Vadisi´nin ortasında yükselen bağımsız bir kayalığa yaslanarak genişleyen ve eteklerindeki tarla arazileri üzerinde büyüklüğü ile dikkat çeken bir yerleşmedir. Höyük, Anadolu´da daha önce bilinmeyen bir çanak çömlek grubunun saptanması ile arkeoloji yazınına geçirilmiş ve daha sonra Eskişehir Orman Fidanlığı kazıları ile ortaya çıkan bulguların da eklemesi ile yerleşmenin Anadolu-Balkanlar ilişkisi içindeki önemli rolü ortaya konmuştur. Höyükte bulunan arkeolojik malzemenin genel değerlendirmesinde, höyüğün en erken MÖ 6. bin başlarında Erken Kalkolitik Dönemden başlayarak, kesintisiz biçimde Orta Kalkolitik, Geç Kalkolitik, İlk Tunç Çağının sonuna kadar yaklaşık 3 bin seneyi aşan bir yerleşimin varlığı öngörülmektedir. Höyükte karşılaşılan bir diğer olgu ise, mermer bilezik üretimine ait belli aşamaları gösteren düzinelerce üretim parçası (düzinelerce disk) ve bitmiş örneklerin yoğun varlığı olmuştur. Bu bulgular, burada bir mermer bilezik endüstrisinin varlığını öngörmektedir.

 

Kanlıtaş´ta 2013 yılından beri yapılan kazı çalışmalarında, yüzey toplama bulguları ile uyumlu şekilde, üst örtüde Kalkolitik Dönemden daha geç malzeme vermeyen, tepe kesiminde yüzeyin hemen altından Erken Kalkolitik Döneme ait dolgular ve mimari öğeler ortaya çıkmış ve devamında da bu döneme ait bulguların dikkat çekici şekilde derinleştiği görülmüştü. Höyükteki kazılar, 2017 yılına kadar hep anakaya üzerinde yer alan yerleşimin tepe kısmında gerçekleştirilmişti. 2018 yılında ilk defa tepeden ayrı olarak, höyüğün yamaç kesiminde yüzey araştırmaları gerçekleştirildi. Burada, İlk Tunç Çağına ait bulguların yoğunluğu ile dikkat çeken doğu kesimindeki bir alanda açılan plankare, öngörüleri doğrulamış ve hemen yüzeyin altından İlk Tunç Çağı II evresine ait sıra dışı yoğunlukta tam kaplar ve figürinler ile bir yerleşimin olabileceğini göstermiştir. Bununla beraber, buranın üstünün yoğun kille kapatılmış olması, herhangi bir mekana rastlanmaması ve anakayaya elips oyuklar açılması gibi özellikler, buranın belki de bir mezarlık alanı olabileceğini düşündürmektedir. Bu sene daha fazla genişleyemediğimizden, bu alanın niteliğini tam olarak söylememiz mümkün değil ancak bu ilgi çekici alanda yapılacak yeni kazılarla birlikte alanın niteliği daha iyi anlaşılacaktır.

 

Kanlıtaş Höyük´te yapılan kazılar sırasında ilk dikkati çeken buluntu topluluklarından biri, üretimde uzmanlaşmayı gösteren bulgulardır. Kanlıtaş Höyük kazıları sırasında gün yüzüne çıkartılan takılar, süs objeleri, taş boncuklar ve bu nesnelerin üretiminde kullanılan üretim aletleri, "üretim zinciri aşamaları" adını verdiğimiz ilginç detayları ortaya sermektedir. Son üç yılda yapılan çalışmalarda, bu üretim zinciri aşamalarını sırayla bulmaya başladık. İlk gözlemlerimiz, bu yerleşimde başta mermer, manyezit ve diğer kayaçlar kullanılarak özellikle bilezik, halka ve boncuk üretiminde gerçekten bir uzmanlaşma ve seri üretim olduğu şeklindedir. Kanlıtaş insanlarının, bilezik ve takılar için üretilen taş halka gibi prehistorik objelerin seri üretimi için özel bazı üretim aletleri üzerinde kafa yordukları ve bu üretim aletlerini ona göre yaptıkları açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Kazılar sırasında bu üretim odaları içinde ele geçen arkeolojik objeler, takıların üretimindeki delme işleminde kullanılan üretim zinciri aşamalarının en önemli elemanlarıdır.

 

Kanlıtaş´ta 8 Bin Yıl Önce Boya Üretimi Yapan Uzmanlar Varmış

 

Yerleşmede, bazalttan yapılan düzinelerce öğütme taşının yanı sıra çeşitli havanelleri ve derin havanlar gibi zengin bir öğütme taş grubunun varlığı ile bazı örneklerde görülen tahıllara ait fitolit (silikalaşmış tahıl kabukları) kalıntıları da, Kanlıtaş´ta besin üretiminin de yoğun olduğunu ortaya koymaktadır. Bir yandan, ilk seneden beri bazı öğütme taşlarının üzerinde görülen kırmızı boya kalıntıları, öğütme taşları grubunun bu amaçla da kullanıldığını göstermiştir. Bir seramik kabın içindeki katmanlaşmış kırmızı boya kalıntıları, yuvarlak olasılıkla küçük aşı topanları ve öğütme grubunun üzerindeki birçok örnekle 2017´de sayısı artık 20´yi aşan boya numuneleri, yerleşmenin birçok yerinde boya üretiminin olduğunu ortaya koymuştu. Çıplak gözle aşı boyası (okra) olduğu anlaşılan bu boyaların her şekilde netleşmesi için Türk Kültür Vakfının Kültür Mirası Koruma ve Doğal Boya Laboratuvarı ile ortaklaşa 21 numunenin analizini yaptırdık. Gelişmiş SEM-EDX (Taramalı Elektron Mikroskobu-Enerji Dağınımlı X-Işınları Görünge Gözlemi) aracında yapılan analizlerin sonuçları, numunelerin kırmızı hematit ve sarı renkte kendini gösteren limonit adı verilen kırmızı ve sarı aşı boyaları olduğunu ortaya koydu. Özellikle çoğu numunedeki demir oksit oranlarının yüksekliği dikkat çekti ve iki numunede (KNT.05 ve KNT.16) oranın %90´ın üzerinde olması, bunların saf metal cevheri olabileceğine dikkat çekti. Bu numunelerin üzerindeki bulguların hepsi, Kanlıtaş Höyük´te MÖ 6 binin ilk yarısında yani günümüzden 8 bin yıl önce bu bölge merkezinde, Batı Anadolu´da boya üretiminin var olduğunu gösterdi. Kazının başladığı ilk yıldan itibaren özellikle öğütme taşları ve havanellerinde püskürmüş şekilde, palet olabilecek bazı gözenekli taş levhalar üzerinde ve bir örnekte kabın içinde karıştırılarak hazırlandığını gösteren tortu kalıntısı, bize boyanın Kanlıtaş´taki üretimin önemli bir parçası olabileceğini zaten ortaya koymuştu. Kırmızı ve sarı renklerin, en azından bu bölgede gelişmiş olan boyalı seramik geleneğinde kullanmış olduklarını söyleyebiliriz.

 

Bir yandan, bu dönemde Kanlıtaş´ta yaşayan ve diğer hammadde kaynaklarının kullanımında uzmanlaşan bu toplulukta, boya üretimi yapan uzmanların çevrelerindeki hammadde kaynaklarını tüketebildiklerini düşündüğümüz için, kırmızı ve sarı renkteki aşı boyası kaynaklarının yakında olacağını düşünmekteydim. Yerleşmenin bulunduğu vadinin tektonik bir bölge içinde bulunması sebebi ile, ayrıntılı jeomorfolojisinin anlaşılması için yapılan bir keşif çalışmasında Dokuz Eylül Üniversitesinden Prof. Dr. Mahmut Drahor´un Kuzfındık Vadisi´nin içinde eski bir dere yatağı olabilecek bir tepenin altında, hematit ve limonit kaynaklarının yan yana bulunduğu bir alanı tespit etmesi ile bu kaynaklar da ortaya çıkarıldı. Böylelikle, dönemin insanlarının höyüğe yaklaşık 200 metre uzaklıktaki bu boya kaynağına sahip olduklarını ve bol bol kullandıklarını açık şekilde belirledik.

 

Kanlıtaş Höyük ve Yukarı Porsuk Vadisi´nde şu ana kadar sürdürülen çalışmalarda, dönemin ölü gömme adetlerine de uyan Erken Kalkolitik Dönem olarak adlandırdığımız, en geç MÖ 6. bin yarısına tarihlendirilebilecek bir mezar buluntusu ortaya çıktı. Mezarın yetişkin bir bireye ait olduğu ve hoker (cenin şeklinde) pozisyonunda yerleştirildiği, yerleştirme sonrasında ise vücudun belirli bölgelerine yassı taşlar konulduğu (kaburga kemikleri, kalça kemiği, bacak kemikleri, ayak bilekleri) saptandı. Sol elin yanında bulunan bıçak ya da kesici alet olarak tanımlanan objelerin ise mezar hediyesi oldukları düşünülüyor. İç-Batı Anadolu bölgesinin en erken insan mezar kalıntısı olarak kayıtlara geçen bu iskeletin, Anadolu Üniversitesi Antropoloji Anabilim Dalından Doç. Dr. Handan Üstündağ tarafından üniversitenin antropoloji laboratuvarlarında yapılan incelemelerin ardından yaşı, ölüm nedeni, cinsiyeti vb. diğer önemli bilgilerinin yanı sıra daha başka ilginç buluntular ortaya çıktı. Detaylı incelemelerde 30´lu yaşların başında, ufak ve narin bir kadına ait olduğu belirlenen iskeletin dişlerinde çürükler dikkati çekti. İskeletin 8 dişinde büyük çürükler olduğunu ve üç dişinin de yaşam sırasında çürüğe bağlı olarak kaybedildiğini gözlemledik. Belirgin şekilde diş taşlarının görülmesi ve çürük nedeniyle kaybedilen dişlerin de ilave edilmesi ile 11 dişte çürük saptamış olmamız, bize dönemin insanlarının karbonhidrat ağırlıklı beslendiğini açıkça gösterdi. Bir yandan Çukurova Üniversitesi Biyoloji Bölümü uzmanları tarafından sürdürülen 5 senelik detaylı arkeobotani çalışmalarında, özellikle çöp dolgularından (midden) ve depo olabilecek mekanlardan tarım ürünlerine ait bol miktarda Poaceae (Buğdaygiller) familyasından Triticum monococcum (Kaplıca buğdayı), Triticum dicoccum (Çatal siyez buğdayı), Triticum aestivum (Ekmeklik buğday), Hordeum sp. (Arpa) türü tohum örnekleri tespit edilmişti. Karbonlaşmış bitki kalıntıları arasında Poaceae (Buğdaygiller) familyasına ait örneklerin yerleşmede yoğun bir şekilde bulunması, Erken Kalkolitik Dönemde bölgedeki, buğday ve arpa gibi önemli tarım ürünlerinin beslenmede önemli bir yeri olduğunu ortaya koymuştu. Bir yandan mezardaki gömü toprağında yapılan flotasyon çalışmasında tahılgillere ait 50´den fazla karbonlaşmış tohum bulunması, bunların gömülme esnasında bir ritüel olarak bırakıldıkları tanısını güçlendirmektedir.

 

8 Bin Yıl Önce Kadının İşgücündeki Yeri

 

Bir diğer ilginç olgu ise, Kanlıtaş Kadını adını da verdiğimiz bu bireyin kol kaslarının yapıştığı yerlerin özellikle Pectoralis major kasının ve en çok da sol kol kemiğine tutunduğu yerin, adeta bir topuz yapacak şekilde çıkıntı yaptığı görülmektedir. Bu gözlemler, bireyin kollarıyla ve özellikle de sol koluyla sürekli tekrarlayan bir ya da birkaç tür ağır günlük aktivitesi olduğunu işaret etmektedir. Bu sonuçlar, akla iki tür faaliyeti getirmektedir. Kanlıtaş Höyük´ün yoğun mermer bilezik üretim merkezi olması, Kanlıtaş Kadını´nın ilk olarak bu üretimin içinde olduğunu akla getirse de, bazalt grubu öğütme taşları ve havanellerinin yoğunluğu (ki bunların bazılarında boya izleri yoğundur), kadının öğütme taşlarında buğday işleme veya boya üretiminde de aktif olabileceğini gösterebilir. Her şekilde Kanlıtaş Kadını´nın kaslarındaki yoğun kullanım izleri 8 bin yıl önce yaşamış bu kadının kol gücü gerektiren ağır işler yaptığını işaret etmektedir.

 

Dönemin ölü gömme adetleri içinde, yerleşim içi mezarların nadir görülmesi nedeniyle keşfi büyük bir şans olan bu bireyin, ileride yine Kanlıtaş´ta bulunacak farklı iskeletlerle karşılaştırması yapılarak, dönemin insanlarının yaşantılarına daha net ve ayrıntılı ışık tutabileceğini söyleyebiliriz. Yine de, bir bireyden bile beslenme ve çalışma şekli üzerine bu kadar veri alabilmemiz, Kanlıtaş´ta tespit edilen diğer özelleşen işleme teknolojileri (öğütme, mermer bilezik yapımı, belki boya üretimi), beslenme girdileri (arkeobotani) ile karşılaştırabilme yapabilmemiz açısından projemiz için önemli bir aşama oldu.

 

Teşekkürler: Türk Kültür Vakfı, Kültür Mirası Koruma ve Doğal Boya Laboratuvarı, İstanbul (Prof. Dr. Recep Karadağ ve Emine Torgan),  Doç. Dr. Handan Üstündağ (Anadolu Üniversitesi Antropoloji Anabilim Dalı), Prof. Dr. Mahmut Göktuğ Drahor (9 Eylül Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü). Bu proje Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Proje Birimi tarafından desteklenmektedir.

 

Yazı: Ali Umut Türkcan

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 66. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz...