İONLAR VE İONİA

(64. Sayı - ANADOLU´NUN ERKEN HALKLARI )

Tanrı Kral III. Amenophis´in Ölü Tapınağı´nda Anadolu halkları için öngörülen GN altlık bloğu üzerinde İonia´nın varlığı; uygarlık tarihine farklı bir yön veren ve Batı Uygarlığı´nın yaratıcılarını farklı tanımlayabilen gücüyle gerçekten bir "sansasyon"du. Çünkü bununla eskiçağ biliminde İonlar üzerine tartışmaya bile açılması tabu olan bilgiler sorgulanabilir olmaktaydı; çünkü bu yazılı belgeyle Batı Anadolu kıyılarında mitoslara dayalı "Hellen kolonizasyonu" hayal ürünü olarak açıklanabilecek; Batı Uygarlığı´nın köklendiği bu Anadolu toprağı da ve onun yaratıcı halkı da artık "Doğu Hellen" olarak adlandırılamayacaktı. Ve sonuçta otuz yıl boyunca beni; İonların yerli bir Anadolu halkı, İonia´nın ise Anadolu yaşam, inanç ve sanat biçimlerinin harmanlandığı bir yerli kültür toprağı olduğuna yönlendiren arkeolojik bulgulara dayalı araştırma sonuçları da yazıyla belgelenmiş olacaktı.

Mısır´ın ölüler kenti bölgesindeki Kom el-Hetan´da sürdürülen 2004/2005 yılı kazıları, eskiçağ bilimi için çığır açıcı önemde sonuçları olan bir buluntuyla tanıtılmıştı bilim dünyasına. Firavun III. Amenophis´in (MÖ 1403-1364) Ölü Tapınağı´nda gün yüzüne çıkarılan kabartılı yeni altlık parçaları arasında kuzey revaktan gelen ve "sansasyon" olarak nitelendirilen buluntu, içerdiği kuzeyli üç yabancı halkın adıyla tarihsel yönden çok özeldi. Çünkü bu GN bloğu üzerinde adlarıyla tanımlanabilen oygulu isim kartuşundaki üç halkı, kazıcılar H. Sourouzian ve R. Stadelmann, "Luvia?, Büyük İonia ve -büyük olasılıkla- Mitanni" olarak okumuştu. Orada 1966 yılından beri süren araştırmalarla ortaya çıkan diğer bloklardaki yer adı listeleri ışığında artık kesinlikle bilinen oydu ki aynı blok üzerine kaydedilen halklar, yer anlamında da aynı coğrafya üzerinde yurtlanmışlardı. Bu kural gereği eskiçağ tarihçileri, kazıcıların da yaptığı gibi, bu üç halkı Anadolu toprağı üzerine yerleştirme zorunluğundaydılar. Bunlardan P. Widmer, Sourouzian ile bütünüyle aynı kanıyı paylaşmasına karşın; F. Adrom bu okunuşlarda "salt ilk iki isimle, yani Luvia ve Büyük İonia" ile o iki bilimciyi izlemiş; üçüncü isim için "Mitanni"yerine, yine Anadolu coğrafyasındaki bir başka yeri, Maduna´yı, önermiştir. M. Görg, yalnızca Büyük İonia´nın okunuşunu kabullenir; diğer ikisinden Luvia, "Aravana" olmalıdır; Mitanni ya da Maduna da, "Masa". Sonuçta onlar da "keza Batı Anadolu toprağı üzerinde konumludurlar".

 

 

 

"Hellen merkezci" bakışa odaklanan P. W. Haider ve özellikle M. Gander ise bu isimleri Anadolu dışında yorumlama ve Hellas´a konumlandırma çabası içinde gözükürler. Göçlerden 700 yıl sonra Atina´da yazılmış olan ve eskiçağ bilimini 200 yıl boyunca koşulsuz inandıran mitosları haklı çıkarmanın tek yolu vardır çünkü. O da, Luvia´yı bile Anadolu´dan sökerek, Hellas´a yerleştirmektir. Alman Okulu´nun önderliğinde tartışılması bile tabulaştırılan o bildik bağımlı görüşe göre: İon halkı kökende Atinalılardır. Anadolu Ege´sinin bu en bitek toprakları ve liman için elverişli kıyıları Ege Göçleri sürecinde savaşla bir Hellen yurdu olunca, bu yeni yurda soy adlarını verdiler ve "İonia" dediler; eskiçağ biliminde yaygın olan deyişle "Doğu Hellen Ülkesi" oldu orası. Böyle olmalıydı, çünkü çok özeldi bu topraklar; Batı Uygarlığı bu sömürge toprağında kökleşmiş, anayurt Hellas´a buradan sürgün sürmüştü. Ve çömleklerin izinde "MÖ 11. yüzyılda" başlatılan bu "gizemli" olaylarla birlikte Anadolu´da, kökü dışarda olan, Atina özlü olan bir yeni ülke doğmuştu tarihe. Neden burası İonia, "İon olmakla gururlanan" Atinalıların Hellas´taki yurdu "Attika" idi ve kültür ve sanatları da bu adlarla özde -ve Hellas´ın kendi içindeki bölgeler arasında olduğundan- farklı tanımlanırdı, usa bile gelmemişti. Ancak, içerdiği tarihselliğin ciddiyetiyle önyargıları "parçalamaya" yeten Mısır kaynaklı bir beklenmedik yazıttaki "Büyük İonia" birdenbire ve "ancak orada" Attika´da  aranabilir olmuştu. Bizdeki eskiçağ bilimi kitaplarında da İonlar ve İonia kavramları üzerine, propaganda amaçlı mitoslara dayanan Batı kaynaklı aynı bilgiler okunur. Bu kavramları yaratan "mitos" tarih midir? O bile sorgulanmaz...

 

 

 

Tanrı Kral III. Amenophis´in Ölü Tapınağı´nda Anadolu halkları için öngörülen GN altlık bloğu üzerinde İonia´nın varlığı; uygarlık tarihine farklı bir yön veren ve Batı Uygarlığı´nın yaratıcılarını farklı tanımlayabilen gücüyle gerçekten bir "sansasyon"du. Çünkü bununla eskiçağ biliminde İonlar üzerine tartışmaya bile açılması tabu olan bilgiler sorgulanabilir olmaktaydı; çünkü bu yazılı belgeyle Batı Anadolu kıyılarında mitoslara dayalı "Hellen kolonizasyonu" hayal ürünü olarak açıklanabilecek; Batı Uygarlığı´nın köklendiği bu Anadolu toprağı da ve onun yaratıcı halkı da artık "Doğu Hellen" olarak adlandırılamayacaktı. Ve sonuçta otuz yıl boyunca beni; İonların yerli bir Anadolu halkı, İonia´nın ise Anadolu yaşam, inanç ve sanat biçimlerinin harmanlandığı bir yerli kültür toprağı olduğuna yönlendiren arkeolojik bulgulara dayalı araştırma sonuçları da yazıyla belgelenmiş olacaktı.

 

 

 

Bu olmasın diye M. Gander, GN bloğu üzerinde kayıtlı üç ülkeyi "Hellen Anakarası" ile ilişkilendirme telaşı içinde gözükür. Ve Haider´in "Ege sahasında ve Anadolu´da" düşündüğü Luvia´nın bile "Batı Ege´de, bu bağlamda Hellas´ta aranmasını daha büyük bir olasılık" olarak görür. Amacı, Luvia´yı izleyen isim kartuşundaki Iunia A´a/Büyük Ionia´nın da "Attika ya da Euboia´da" konumlanışına uygun zemin hazırlamaktır. Luvilerin kadim Anadolu halklarından olduğunu, Ege ve Akdeniz kıyılarında birbirleriyle akraba bağıyla bağlı olan ve farklı halk adlarıyla Demir Çağına süren bir güçlü geleneği olduğunu; Luvicenin Anadolu´da en uzun süre konuşulan dil olduğunu, bir eskiçağ tarihçisi olarak sanki bilmez. Luvia-Hellas bağı eskiçağ biliminin gündemine ilk bu bilimciyle girer çünkü İonia´yı Hellas´a yerleştirmenin başkaca çaresi yoktur!

 

 

 

Gander, aynı bloğun ortasındaki kartuşta yazılı olan ve "genellikle Yawania A´a biçiminde düzeltilen" Büyük İonia´nın Anadolu dışında aranması gerektiği yönündeki savına tanıt olarak Akhamenid ülke listelerini gösterir. Buna ilişkin gerekçelerine yanıt, bir H. Klinkott araştırmasında okunabilir: Bunda "kurallaşmış temel koşul", listelenen halkların yalnızca "Pers Büyük Krallığı toprakları içerisinde olanları içermesidir" ve Hellas o sınırların dışındadır. Bu kurala göre "denizin ötesindeki Yauna"dan, Gander´in savladığı gibi "adalar ya da Hellen anakarası" çıkmaz. Yine Klinkott´a göre, "Yeni Babil dilindeki Iamanaya, yani İonlar, Anadolu´nun batı sınırındaki halkları tanımlar". Ayrıca, "II. Sargon´un mektuplarında geçen Iamanaya;  Que (Kilikialılar), Tabala (Kappadokialılar), Muşku (Phrygler) ile birlikte zikredilir ve tümü Anadolu´dadır". Ve "II. Nebukadnezar (MÖ 605-562) yıllıklarında ´İon´ olarak tanımlanan kişilerin adları Hellence değildir, Luvicedir". Son olarak, P. Högemann´a göre "İon adının kökeni bilinmez, ancak Anadolu dilleriyle bağlantısı önceliklidir". Ve "İon" dramasında Euripides, "İonların soyatası İon´u -kökende Apaliunas adıyla bir Hitit/Luvi olan- Apollon´a oğul" yapar. Kom el-Hetan kazılarıyla gün yüzüne çıkan isim kartuşlu bu yeni buluntudan sonra artık, bir Doğu kavramı olarak Yavan/Yaman "hiç kuşkusuz Hellenceden uyarlanmıştır" da denemez. Yani, İonları niteleyen bu tanım, Gander´in savladığı gibi, "MÖ 8. yüzyılda Euboialılar ile sürdürülen ticari ilişkiler sırasında Hellas´tan Yakın Doğu´ya geçmiş" olamaz.

 

 

 

Çünkü III. Amenophis yazıtıyla şimdi kesin olan, İonların en geç Geç Tunç Çağı içlerinde bir Anadolu halkı olarak Doğu halklarına yabancı olmadığıdır; onlar tarafından tanınıyor olduğudur. Ve de bu deyimin Doğu kaynaklarında Hellas Hellenleri ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığıdır; Luvilere akraba bir yerli Anadolu halkını tanımladığıdır. Mısır dilinde "İunia A´a", tıpkı "Assurca Jamanaya gibi öncelikle Anadolu kıyı halklarının bütününü mü nitelemekteydi?"; imkânsız değildir. Çünkü "jwnn.w/İonlar da Orta Mısır yazınında Anadolu kıyısına yerleştirilmiştir". Sanki konumlarında da Luvilerle ortak bir yanları vardır.

 

 

 

Tapınak mezardaki GN bloğu üzerindeki üçüncü ve son ismin konumuna gelince: m-d-w-n-[...] olarak korunabilen bu ismi Adrom, Hitit yer adı Maddunassa ile aynılaştırmak istemiştir. Bu yer adının Anadolu´da konumlandırılışında bana özellikle önemli gözüken, Maddunassa´nın, Erken Demir Çağı Lydia toprakları üzerindeki Maeonia bölge adıyla kurulan ilişkisidir.  Çünkü Gander´in de dediği gibi, "maddu- köklü sözcüklerin ´şarap´ ile geleneksel bağlantısı hâlâ güçlü görünüyor" ise, bu durumda her iki isim arasındaki bu ilişki, tam da Luvice sözcük "şarap"ta,  Maddunassa ile Maeonia´yı anlam olarak "ayırmaz", tam aksine birleştirir. Çünkü Euripides´e göre "Maenadler Dionysos´u Lydia Tmolosu´ndan ve Phryg dağlarından getirir Hellas´a". Dionysos asma çubuğunun ve şarabın tanrısıdır ve Lydia bugün de bağcılığın ana yurdudur.

 

 

 

Sonuçta, "Büyük İonia"yı MÖ 14. yüzyıl başlarında, yani sözde "İon soylu Atinalıların" Anadolu´ya gelişlerinden en az 200 yıl önce, bir Anadolu Ülkesi olarak gösteren Mısır yazıtı, 1986 yılından bu yana karşılaştırmalı arkeoloji yoluyla vardığım sonucun bir sağlaması önemindedir. Bu sonuçta E. Akurgal´dan ayrıldığım tek, fakat tam da belirleyici olan nokta, hocamın kültür ve sanatta büyük oranda Doğulu gördüğü İonları, Batılı bilimciler gibi, Atina bağlamında "Doğu Hellenler" olarak adlandırmasıdır. Adına "Batı Uygarlığının Doğduğu Yer" dediği son kitabında tam "on beş başarıda" Hellas Hellenlerinden ayırarak öne çıkardığı bu Anadolulu yaratıcıları, İonları, bu temel düşünsel farklılıklara karşın onlarla aynı halktan saymasıdır. "On beş fark", kültürel kimlikte belirleyici çok farktır çünkü. Ege Göçleri´nin bir "kolonizasyon eylemi" biçiminde savaşla seyretmesi ve sonuçta Batı Anadolu´nun Hellenlere "el değiştirmesi" nedeniyle mi "Doğu Hellen" tanımlamasında ödünsüzdür eskiçağ bilimi? Bundan başlayalım; çünkü Anadolu kıyılarında şekillenen ve "Hellen" olarak tanıtılan "İon" özlü sanatın kimliği de, "Hellen" ya da "Anadoluluğu", bu sorunun yanıtına bağlıdır:

 

 

 

Bir kez; Atinalı Kodros-oğullarının düzenli bir orduyla İonia´yı ele geçirmelerinin, "Miletos´un Neleus ve Ephesos´un Androklos önderliğinde fethinin", tarihsel belgelere değil, Persleri yenmenin gururuyla ve propaganda amacıyla Atina´da yazılan mitoslara dayandığını bilir eskiçağ bilimcileri. Dayandıkları kaynak, Atina sevdalısı Herodotos´tur (I, 47); zaman ve yer olarak olaylara daha yakın duran İonialı Homeros bir "Hellen Kolonizasyonu"ndan niye söz etmez? Geçiştirilir. Tüm Hellas ve Peloponnessos, güçlü kaleleriyle yerle bir edilirken yalnızca Atina´nın bir "dokunulmazlık" zırhı içinde Dor istilasından sıyrılışı, yıkıma uğramayışı mucizesi de sanki mitosun inandırıcılığı adına hazırlanmış bir kılıftır; kendilerini tanımsız bir gururla "İon soyundan" sayışları gibi, "senaryonun" bir parçasıdır. O zamanlar Akha kent devletleri arasında, özellikle de kuzey komşuları Thebai ve Orchomenos yanında, sıradan bir beylik görüntüsü sergiler çünkü Akropol kayalığı üzerindeki Atina. Göçleri izleyen dönemlerde de "önder kent" gibi öne çıkarılması, H. Mattheus´un deyişiyle, "Alman Okulu´dan eskiçağ bilimcilerinin bir yanlış yönlendirmesidir". Mitosa göre bile sözde Kral Kodros çevresinde toplanan "ordu", Atinalılar´dan oluşmaz; onların, Dor Hellenleri tarafından harabeye çevrilen ülkenin her yönünden iyi bir yaşam umuduyla göçe çıkmış yoksul insanlar olduğu anlaşılır. J. Boardman´a göre onlar; "her şeylerini yitirmiş olan, evsiz-barksız Hellen halklarıdır", P. Högemann´a göre "Hellas´ın gerileyen ve yoksullaşan birçok yöresinden yola çıkanlardır"; bu nedenle de göç, "Atina´da İonia hedefli olarak önceden düşünülmüş, organize edilmiş bir askeri eylem olamaz". J. Latacz´a göre ise "MÖ 1200 dolayları, özellikle sonrası on yıllar içerisinde, kuzeyden gelen yabancı halkların istilasına uğrar Hellas. Savunma savaşlarından sağ çıkabilen derebeyleri ve soylular çoğunlukla uzak bölgelere ve adalara, öncellikle de Kıbrıs´a kaçmakta bulurlar kurtuluşu. Geride kalan halk ise yüzüstü yalnız bırakılmış ve kendi başının çaresine bakmaya zorlanmıştır. Sonuçta toplumsal ve kültürel bir gerileme çıkmıştır ortaya... Ve tüm bunlar Doğu´ya çekilme eylemini başlatmıştır".

 

 

 

Bu "bitik" halleriyle o göçmenler; savaşçı bir halk oluşları bir yana, o zamanlar Batı Anadolu´da toprağı bile bulunmayan "Karialılara karşı utku kazanmış" da olamazlar. Çünkü Demir Çağ Karia´sında Lukka ve Millavanda; İonia toprağında ise, başkent Apasas odaklı Mira Büyük Krallığı vardır. Sonuçta bu savaş sefili insanlar birbirlerinden bağımsız olarak, küçük gruplar halinde Batı Anadolu´ya iyi bir yaşam umuduyla yelken açmış olmalıdırlar; amaçları "fetih" olamaz, "sığınma" olmalıdır. Öyledir ki Ephesos´a gelen göçmenler "ilkin Kaystros Irmağı üzerinde -belli ki çok az sayıda insanla çok küçük- bir adaya yerleşmiş ve ancak 20 yıl sonra anakarada Koressos Limanı´na geçebilme" cesaretini gösterebilmişlerdir. Kodros oğullarından Atinalı Androklos´un "Apasas fatihliği" yalnızca bir masaldır.

 

 

 

YAZI ; Prof. Dr FAHRİ IŞIK

 

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 64. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.