İLKSEL EKONOMİK BİR FORM OİKOS

Antik Yunan uygarlığının temel yapı taşı olan oikos, yaşamın şekillenmesinde sosyal bir zemin oluşturmuş ayrıca oikosun bir çiftlik gibi yönetilmesi ve işlevsel bir yapıya sahip olması, ekonomi (oikos+nomia) olarak bilinen çağdaş bilim dalının da tarihsel temellerinin ortaya çıkışını sağlamıştır.

Antik Yunan uygarlığında sosyal yaşamın mekânsal bir alanla sınırlı olduğu, insanların her türlü yaşamsal faaliyetlerinin vuku bulduğu birime oikos denmekteydi. Miken sonrası (MÖ 18.-12. yüzyıllar) dönemde hayvancılıktan ziyade tarımla ilgilenen ve büyük oranda yerleşik hayata geçen Yunanlarda oikosun önemi artmaya başlamış ve yaşamın organize edildiği bir birim olmuştur. Karanlık çağlardan (MÖ 11.-7. yüzyıllar) itibaren ataerkil düşüncenin hâkim olduğu yaşamın bir yansıması olarak oikos, genellikle kurucu erkek tarafından idare edilirdi. Hem üretim hem de tüketim merkezi olan oikosta, yaşam için gerekli olan bütün ürünler bulunur ve ortak biçimde üretilip tüketilirdi. Antik Yunan uygarlığının temel yapı taşı olan oikos, yaşamın şekillenmesinde sosyal bir zemin oluşturmuş ayrıca oikosun bir çiftlik gibi yönetilmesi ve işlevsel bir yapıya sahip olması, ekonomi (oikos+nomia) olarak bilinen çağdaş bilim dalının da tarihsel temellerinin ortaya çıkışını sağlamıştır. Ev anlamına gelen oikosun idare edilmesi, yönetilmesi (nomia), düzeni ve planı ekonominin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Ekonomi bir oikosu bir çiftlik gibi yönetme sanatıydı. Tarıma ve zanaata dayalı üretimin temel düzeyi evlerde gerçekleşir, oikosun üyeleri tarafından uygulanır ve gündelik gereksinimleri gidermeyi amaçlardı.

Çok kapsamlı bir birim olan oikos, hem üretim hem de tüketim formu olup kendi kendine yetebilen bir yapıya sahipti. Bu yapıyı, sahip olduğu insan gücü, hayvan sürüleri, yapı inşa etmek için gerekli olan inşaat malzemesi ve gerekli seramik kapların yapılacağı kil de eklenince büyük oranda sağlamış oluyordu. Kendine yetebilen bu yapının en önemli açığı madeni silah ve aletlerin yapımının sağlanamaması idi. Çünkü maden kaynakları yetersizdi ve maden ihtiyaçları oikos dışından temin edilirdi. Silah, demir gibi madeni gereksinimler hiçbir oikosa bağlı olmayan ve kırsal alanlarda yaşayan demirciler tarafından sağlanır ve onlar bu hizmet karşılığında takas usulü niteliğinde yiyecek veya işlenmiş diğer ürünleri kabul ederdi. Genellikle Doğu Akdeniz tüccar tekneleri ile yapılan, bölge dışından alış-verişlerde ise ticari ürün olarak köle, maden, mücevher ve kumaş satın alınır ve bu ticari ilişkiler barışçıl bir biçimde gerçekleşirdi. 

 

Oikos ile alakalı bilgilerin çoğu ise Atina ve Girit yasalarından öğrenilmektedir. Antik Yunan´da oikos; 1-Fiziki alan olarak bir ev/konut 2- Evin bütün mülkiyeti 3- Aile olmak üzere üç temel anlamda kullanılan bir kavramdı. Fiziki mekân/ev anlamında oikos, bir yapı için gerekli olan tuğla, duvar, çatı vb. unsurlardan çok daha fazlasını bünyesinde barındırırdı. Bu durumda oikos, fiziki ve sosyal bir alan olup, bir ailenin sahip olduğu maddi-manevi her şeyi kapsardı. Başlangıçta tek odalı olarak inşa edilirdi. Muhtemelen çekirdek bir aileden geniş aileye geçişin bir sonucu olarak oikoslar, MÖ 8. yüzyılın sonlarına doğru genişlemeye ve alt bölümlere ayrılmaya başlamıştır. Mülk temelli bir sistem olarak oikos ise; bir evde bulunan hayvan, köle, mahsul, toprak, mobilya vb. bütün mal varlığına karşılık gelen bir yapı olarak kabul edilmektedir.

 

Antik bir aile formu olarak oikos da; belli bir evde yaşayan insanların tamamından oluşmaktaydı. Bu birlikteliğin amacını Aristoteles "günlük işler için doğal bir birlik" şeklinde tanımlar ve oikosa karı-koca ve çocukların yanı sıra köleleri de dâhil eder. Bu bağlamda oikos ise, hem biyolojik hem de ekonomik bir oluşum olarak nitelendirilebilir. Sosyal yaşamdan uzak tutulmaya çalışılan kadın bütün zamanını oikosta geçirirdi. Oikos içinde doğan ve yetişen genç kız, evleninceye dek onurunu ve oikosunun onurunu korumak üzere yetiştirilirdi. Kadınlar gynaikon (oikos içinde kadınlar için ayrılmış özel bir bölüm) denilen bölümde başta yün eğirme ve dokuma olmak üzere tekstil işleri, yemek ve diğer ev işlerini yaparlardı.

Oikos durağan, güvenilir ve kökleşmiş bir yapıya sahip olmasının yanı sıra her türlü insan aktivitelerinin yaşandığı, merkezi yaşam alanı statüsünde idi. Antik Yunan´da yaşam baba yanlı bir şekilde yönetilen oikosun etrafında dönüyor ve tüm maddi-manevi, ahlaki, görevler, kurallar sosyal ilişkiler ve tanrılar burada hayat buluyordu. Oikos biriminde bireylerin en temel vazifesi; ev reisinin ve onun ailesinin ihtiyaçlarının giderilmesini sağlamaktır. Yaşam için gerekli olan; tarımsal faaliyetler, avlanma, öğütme ya da dokuma gibi işler bireysel bir şekilde yapılsa da elde edilen ürünler oikosta yaşayan bütün bireyler için kullanılırdı. Oikos bölünmez ve bütünsel bir yapıya sahip olduğu için kişisel menfaat amacı taşıyan eylemler günlük hayatta kesinlikle görülmez ve bu amaçla yapılan eylemler ise toplumsal kurallara uygun düşmezdi. 

 

Polislerin (kent-devleti) kurulması (MÖ 8. yüzyıl) ile birlikte polisin alanı ve oikosun alanı şeklinde iki farklı yaşam biçimi ortaya çıkmıştır. Bu iki birim birbirinden farklı karakterde olmasına rağmen sürekli etkileşim içinde olmuşlardır. Polis, oikosun geliştirilmiş ve genişletilmiş bir şeklidir. Aralarındaki farklılıklara rağmen ayrılmaz bir bütün olan bu iki kurumun varlığı birbirine bağlı olup, oikos polisin biyolojik, sosyal ve ekonomik temelini oluşturan bir kurum olarak kabul görmektedir. Polis yaşamı, eşitlikçi, rekabetçi ve bireysel olmayan temeller üzerine kuruludur. Eril güç ve onur merkezli bir karaktere sahip olan polisin bu eril yapısı neticesinde, kadın ve erkeğin dünyası keskin bir şekilde ayrılmıştır. MÖ 5. yüzyılda demokrasinin yükselmesi ile bu ayrım daha da artmış ve demokratik kurallar altında erkeğe politik ve sosyal yaşamda verilen önem artarken, kadın vatandaş dahi sayılmayarak sosyo-politik yaşamdan dışlanmıştır. Polisin dünyasında kadınlar ile birlikte köleler de ötekileştirilmiş ve en azından oikosa dâhil edilen köleler polis yaşamında hiçbir şekilde hiçbir yere dâhil edilmemiştir. Oikosta kişisel sadakatin temsili olarak görülen kadın, polis yaşamında ideal bir tehdit kabul edilmiştir. Bireysel ilişkilerin yoğun olduğu, kadınların, çocukların ve kölelerin bir arada yaşadığı özel bir alan olan oikosta yaşam kapalı bir mekânla sınırlı iken, poliste tam tersi sosyal ilişkiler pazar yerleri, tiyatrolar, mahkemeler ve agoralar gibi açık alanlarda kurulurdu. Oikosta ilişkiler genellikle birincil, samimi ve karşılıklı güvene dayanırken, poliste ikincil ve toplumsal ilişkiler ön plana çıkmış, kamu yararı ve toplumun çıkarları esas alınmıştır. Oikosta ise toplumsal bir yarar gözetilmeksizin sadece ailenin ihtiyaçlarının giderilmesi, aile menfaatleri dikkate alınmış ve ahlaki kurallar herhangi bir kanuna ya da yazılı bir belgeye dayanmaksızın geleneksel bir biçimde devam etmiştir. Polis yaşamında vatandaşların ortak kullanım alanı, tek tek şahıslara ait olan oikosun alanından kesin olarak ayrılmış olup, kamusal hayat ve mekânsal yaşam farkı bariz bir şekilde görülmüştür. Kamusal hayatı temsil eden polis, mekânsal yani özel hayatı temsil eden oikosa göre daha özgürlükçü bir yapıya sahip olup, ayrıca polisin işleyişinde yöneten ile yönetilen ayrımı olmadığı için herkes eşit kabul edilmektedir. Bu bağlamda Aristotoles´i tekrarlayacak olursak; Aristoteles oikos ve polis arasındaki temel farkın, oikosun bir monarşi yönetimi altında olması, polisin ise tam tersine çok sayıda yöneticiden meydana gelmesinde yattığını söylemektedir. Daha genel bir tanımla polis demokratik bir birliktelik olurken, oikos monarşik bir düzene sahiptir diyebiliriz.

Son çözümlemede işlevsel bir yapıya sahip olan oikos genel bir aile algısı ile birlikte yaşam için gerekli olan tüm faaliyetlerin gerçekleştiği bir birim olup, aile üyeleri zamanının neredeyse tamamını burada geçirir ve oikosun geçimini sağlamak için hep birlikte, iş bölümü esas alınarak sürekli çalışırlardı. Oikosta bir ailenin hayatta kalabilmesi için gerekli olan, tarımsal faaliyetlerden ekonomik faaliyetlere kadar her şey mevcuttu ve aile, ihtiyaçları için dışarıya bağımlı değildi. Üretimin, tüketimin, evliliklerin, dini törenlerin, kutsal şölenlerin kısaca bütün aktivitelerin yaşandığı yer olan oikosta siyasi kavgalar, ideolojik çatışmalar, ticari kaygı ve çıkar ilişkileri yer almazdı. Bireysel menfaatlerin yerine ortak bir yarar gözeten aile üyeleri elde ettikleri tüm ürünleri adaletli bir şekilde bölüşür ve birlikte tüketirlerdi. Eril yaşamın hâkim olduğu bir toplum yapısına sahip olan Antik Yunan´da, oikosun kurucusu da çok tabii olarak erkekti ve evin bütün yönetimi, kurucu erkeğe kalıyordu. Oikos çekirdek ailenin yanında hem baba tarafından hem de anne tarafından akrabaları, bununla birlikte hizmetçileri ve köleleri de barındıran geniş bir mekândı. Geniş bir mekân ifadesinden anlaşılan ise sadece fiziksel olarak bir evin büyüklüğü değildi çünkü oikos geniş bir mekân ile birlikte çeşitli sosyal ilişkilerin de hayat bulduğu yerdi ve bu geniş fiziksel ve sosyal mekânın yönetilmesi, idaresi ve işleyişi ona ekonomik bir birim olma niteliğini de kazandırmıştı. Sadece basit bir aile olgusundan ibaret olmayan ve Antik Yunan toplumunun temel yapı taşı sayılan oikos; polislerin oluşumunu şekillendiren tarihi bir sosyal birliktelik kategorisi olarak, yerleşik Antik Yunan yaşamının temel ekonomik kurucu ünitesi olmuştur.

 

Yazı Ahmet GÖZLÜ

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 66. sayısından ulaşabilirsiniz.