İKLİMSEL DEĞİŞİKLİĞİN ARKEOLOJİSİ

İklim değişikliği, küresel ısınma, insan faktörleri... İklim değişikliği süreci ve bu sürecin şiddetli doğa olayları üzerindeki rolü arasındaki ilişki ancak yakın zamanda kabul gören bir olgudur. Tanrısal vebadan bilimsel rasyonalizme dönüş, toplumların, kendi çevrelerini ve dolayısıyla kendi yaşamlarını etkileme sürecinde kendi aktif rollerini sorgulamasına öncülük etmiştir. Bu sürecin, neredeyse 18. yüzyıla kadar uzanan ilk etkisi birçok nedene bağlıdır.

Ne gariptir ki, Avrupa krallıklarına karşı açılan din savaşları, tüm dünyada ekonomik rekabetin artmasına ve deniz ticaretini kontrol etmede kilit role sahip deniz mühendisliği, topografya ve astronomi gibi alanlarda bilimsel gelişme ve ilerleme kaydedilmesine neden olmuştur. Bu hareket, zamanla üç büyük din ile diğer inançlardaki Yaratılış düşüncesinin dini dogmalarını altüst etmiştir.

 

Nihayet 20. yüzyıl sonlarına gelindiğinde, doğal çevrenin insan faaliyeti nedeniyle değişime uğradığı fikrinin, sabit bir ilerleme olduğu düşüncesi terk edilerek insanın iklim değişikliği üzerindeki etkisinin varlığı kabul görmüştür. Öte yandan, bu kültürel ve bilimsel kazanımlar henüz hâlâ tüm çevreler tarafından kabul görmemekte ve çoğu kez çelişkili bir biçimde, siyasi, ulusal ve ticari yararlar uğruna, dini yaratılışçılık düşüncesi varlığını korumaya devam etmekte ve küresel ısınmanın varlığı inkar edilmektedir.

 

İklim Değişikliği ve Şiddetli Doğa Olayları: Güncel Korkulardan Erken Mitolojilere

 

Doğal afetler etkileyicidir. Anidirler. Facialara neden olurken düzen ve inanca meydan okurlar. Doğal afetler bugüne dek çok sayıda çağdaş roman ve filme konu olmuştur. John Steinbeck’in Gazap Üzümleri (1939) adlı romanı veya Richard Fleischer’ın 1973’te çekilen Açlık (Soylent Green) filmine konu olan Harry Harrison’ın Yer Açın! Yer Açın! (1966) romanı gibi nadir eserler, insanın doğaya karşı yırtıcı ve üstün davranışını ele almaktadır. Günümüzde yazılan birçok kurgu eser de yine, doğal afet kıyameti vizyonuna dayanmaktadır.

 

Aynı İncil’de yazanlar gibi, en çok satan romanlar veya gişe rekoru kıran filmlerde de doğal afetler, açgözlülük veya insanın üstün olduğu düşüncesi ile kör olmuş insanlık için bir günahlarından arınma aracı olarak gösterilmektedir. Örneğin Stephen Baxter’ın Tufan ve Nuh’un Gemisi adlı romanlarında Eski Ahit’in Yaratılış (Genesis) bölümündeki 6, 7 ve 8. kısımlara doğrudan gönderme yapılmaktadır. İklim değişikliği teması, yaklaşık 20 yıldan bu yana, peş peşe kurulan IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) ve yürürlüğe giren UNFCCC (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) raporları ve yıllık konferansları sonrasında özellikle gündeme gelmiştir. Sinema sektörüne baktığımızda ise, son yıllarda Su Dünyası, Yarından Sonra, 2012 ve eğlenceli çizgi film serisi Buz Devri gibi iklim felaketlerini konu edinen yapımlarda bir artış olduğu görülmektedir. Tanrısal bir ceza gibi gelişmiş ve güçlü bir medeniyetin üzerine çöken bir veba salgınına karşı kurtuluşun, umut ve yenilenme sözü olduğu bu filmler Amerikan Püritanizminin bir yansımasıdır.

 

Öte yandan, İtalyan film kuramcısı Ricciotto Canudo’nun Yedinci Sanat olarak adlandırdığı sinema, tufanlar ve tanrının yıkıcı öfkesinin diğer betimlemeleriyle dolu uzun bir sanatsal geleneğin bir uzantısıdır. Görsel anlamdaki gücü nedeniyle bu tema, çağrışımcı imgeleri kullanmaktan hoşlanan Katolik Kilisesi tarafından tercih edilen bir tema olmuştur. Ressamlar için ise Tufan konusunu işlemek, uzmanlıklarını natüralist kompozisyonlar içinde özgürce ifade etmek anlamına gelmektedir. Rönesans’tan itibaren, Sistin Şapeli örneğinde de gördüğümüz gibi, bu tür temalar gitgide artmaktadır. Papa II. Julius’un ısmarlaması üzerine, Michelangelo tarafından 1508-1512 yılları arasında yapılan ve Sistin Şapeli’nin tavanını süsleyen bu başyapıtın merkezinde, İncil’de geçen Yaratılış, Tufan, Nuh’un Gemisi gibi başlıca olaylar yer almaktadır. Kökeni,bir zamanlar Roma İmparatorluğu’nun egemenliğinde olup daha sonradan Roma Kilisesi’nin hakimiyetine geçen krallıklara dayanan sanatçıların, sıklıkla Tufan gibi apokaliptik konuları işlediğini görürüz. Örneğin,Fransız ressamlar Nicolas Poussin (Tufan, 1664, Louvre Müzesi) ve Gustave Doré (Tufan, 1866, Orsay Müzesi), İrlandalı ressam Francis Danby (Tufan, 1840, Tate Gallery) ve İngiliz ressam John Martin (Tufan, 1837; Büyük Günün Gazabı 1853, Tate Gallery) Tufan temasını işleyen sanatçılar arasındadır.

 

Yazı: Martin Godon

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 68. sayısından ulaşabilirsiniz.