HERAKLES LAHDİ VE HUKUK

Herakles Lahdi Eylül ayında Türkiye’ye iade edilecek. Lahdin Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmesi bekleniyor.

1995’te Cenevre Serbest Ticaret Bölgesi’nde (Les Ports Francs de Genève) gerçekleşen bir olay İsviçre’nin kültür varlığı ticaretine olan bakış açısını geri dönülmez bir şekilde değiştirecekti. Kültür varlığı ticareti yapan Giacomo Medici’nin depolarında ele geçirilen çoğu İtalya kökenli binlerce kaçak arkeolojik eser, çeşitli belge ve fotoğraflar, bu ticaretin geldiği korkutucu boyutu gözler önüne serdi. Uluslararası baskıların artmasıyla İsviçre, zedelenen itibarını da düzeltmek adına, harekete geçmeye karar verdi. UNESCO’nun kültür varlıklarının kanunsuz ticaretinin önlenmesine ilişkin 1970 Sözleşmesi’ni onayladı ve 2005’te bu sözleşmenin uygulama yasası (kısaca “Kültür Varlıklarına İlişkin Federal Yasa”) yürürlüğe girdi. Aynı zamanda mevcut yasalarda (Gümrük Yasası gibi) revizyonlar yapıldı. Eylül ayında ülkemize iade edilecek Herakles Lahdi’ne ilişkin hukuki süreci bu geniş perspektifte değerlendirmek faydalı olacaktır. Kültür Varlıklarına İlişkin Federal Yasa, çalıntı kültür varlıklarının İsviçre’ye ithalini ve ülke içinde alım ve satımını yasaklamaktadır. Serbest ticaret bölgelerinde depolanan eserler de “ithal” kapsamına sokulmuştur.

 

Ayrıca, bu depoların sahiplerine (ve kullanıcılarına) envanter tutma gibi ekstra yükümlülükler getirilmiştir. Gümrük idaresi depoları denetleyerek, envanter bilgilerinin doğru olup olmadığını kontrol etme yetkisine sahiptir. Herakles Lahdi de 2010’da böyle bir kontrol sırasında fark edildi. Gümrük yetkilileri lahdin Perge’de kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış olabileceğinden şüphe edip Cenevre Savcılığını bilgilendirdi. Savcılık da deponun sahibi şirkete karşı (Inanna Art Services) cezai bir prosedür başlattı. İsviçreli savcı Türkiye ve Cenevre’de yaptığı araştırmalar sonucu 2015’te lahdin Türkiye’ye iade edilmesi gerektiğine karar verdi. Inanna Art Services bu karara Cenevre Adalet Mahkemesi (Cour de Justice) nezdinde itiraz etse de, mahkeme iade kararını onadı. Inanna Art Services en son çare olarak Federal Mahkeme’ye başvurdu ancak, sebebi tam anlaşılamasa da, Mart 2017’de başvurusunu geri çekti. Böylece iade kararı kesinleşmiş oldu. İsviçreli savcı iade kararının hukuki dayanağı olarak Kültür Varlıklarına İlişkin Federal Yasa’yı göstermiştir.

 

Esasen lahit yasanın yürürlük tarihi olan 2005’ten önce Perge’den kaçırılıp, İsviçre’ye gelmiştir. Ancak koleksiyoncu Aboutaam ailesi tarafından satın alınan lahit, 2003’de İngiltere’ye restore edilmek üzere gönderildikten sonra 2009’da tekrar İsviçre’ye giriş yapmıştır. Savcıya göre bu ikinci giriş yukarıda bahsi geçen çalıntı kültrü varlığı ithali suçunu oluşturmaktadır. İlginçtir ki Cenevre Adalet Mahkemesi, Kültü Varlıklarına İlişkin Federal Yasa’nın sadece 2005’ten sonra gerçekleşen kaçak kazılara uygulanacağından bahisle, bu yasayı kapsam dışı bulmuştur. Mahkemeye göre Aboutaam ailesinin eylemi İsviçre Ceza Kanunu’nda düzenlenen suç eşyasının satın alınması suçunu (recel) oluşturmaktadır. Herakles Lahdi kaçak yollarla kazılmış ve Türkiye’nin rızası dışında elinden çıkmıştır. Sonuç olarak iade kararında bir değişiklik olmamıştır.

 

İade tamam. Ya sonra?

 

Herakles Lahdi davası gösteriyor ki Medici skandalından sonra İsviçre’de kültür varlıklarının kanunsuz ticaretini önleme adına olumlu adımlar atılmıştır. Kültür Bakanlığımız da bu süreçte İsviçreli makamların gösterdiği işbirliğinden etkilenmiş olsa ki, temmuz ayında İsviçre’nin en yüksek tirajlı iki gazetesinde (biri Fransızca diğeri Almanca olmak üzere) teşekkür mesajı yayınladı. Peki daha fazlasını yapabilir miyiz? Türkiye’de arkeolojik eser talanı süregelen bir sorun ve bu eserlerin yurtdışında satışı maalesef devam etmekte.

 

Kültür Varlıklarına İlişkin Federal Yasa, UNESCO 1970 Sözleşmesi’ne taraf ülkelerle ikili anlaşmalar imzalanmasını öngörüyor. İkili anlaşmaların amacı, bir ülkeden diğerine yapılacak kültür varlığı ithalinin kontrol altına alınması ve bu varlıkların hukuk dışı bir şekilde ithali söz konusu olduğunda özel bir dava yolu ile iadelerinin sağlanmasıdır (action en retour). Her ikili anlaşmada olduğu gibi, burada da taraflar bazı tavizler vermek durumundadır. Örneğin iadeyi talep eden ülke, söz konusu eserin anlaşmada belirlenen kültür varlığı kategorilerinden birine girdiğini ve anlaşmanın yürürlüğe girdikten sonra hukuk dışı bir şekilde İsviçre’ye giriş yaptığını ispatlar ise, iade zorunlu. Ancak eseri elinde bulunduran kişi iyi niyetli ise, iadeyi talep eden ülke bu kişiye tazminat ödemek durumda. Ayrıca her halükarda, iade davasının eserin hukuk dışı bir şekilde ülkeden çıkışından itibaren 30 sene içinde açılması gerekmektedir.

 

Dolayısıyla Kültür Varlıklarına İlişkin Federal Yasa’nın öngördüğü ikili anlaşmaların iadeyi kolaylaştırmadaki etkisi tartışmaya açıktır. Ancak hatırlatmak gerekir ki İsviçre bugüne kadar, İtalya, Yunanistan, Kolombiya, Mısır, Çin, Kıbrıs ve Peru ile bu kapsamda ikili anlaşmalar imzalamış ve yürürlüğe koymuştur. Henüz doğrudan bu anlaşmalara dayalı bir iade gerçekleşmemiş olsa da, uzmanlar, anlaşmaların dolaylı etkilerinin altını çizmektedir. Örneğin, ellerinde bu ülkelerden gelen kültür varlığı bulunan bazı kişiler, kendiliğinden bu eserleri İsviçre Kültür Ofisi’ne teslim etmiştir. Şüphesiz ki ikili bir anlaşmanın varlığı, koleksiyoncu ve müzeleri de bu ülkelerden gelen eserlerin alımında daha dikkatli olmaya zorlayacaktır. Ayrıca, ikili anlaşmalar sayesinde İsviçre ve taraf ülkelerin yetkili birimleri düzenli bir iletişime geçmiş ve bilgi alışverişi sağlamıştır. İkili anlaşmaların bu fonksiyonları kültür varlığı kaçakçılığını engellemede vazgeçilmez unsurlardır.

 

Umarız ki Herakles Lahdinin iadesinin yarattığı pozitif ortam İsviçre ve Türkiye arasında, halihazırda pazarlıkları süren ikili anlaşmanın imzalanmasına vesile olur.

 

Yazı: Ece VELİOĞLU YILDIZCI