GİZLİ TOPLULUKLAR

Yakın Doğu’da eşitsizliğin ortaya çıkışı ile özel amaçlı kült yapıları arasında bir bağlantı var mıydı? Kült yapıları gizli toplulukların faaliyet gösterdiği toplanma alanları mıydı?

Erken devletlerde sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin varlığı açıkça bilinmekle birlikte, eşitsizliğin kökeni çok daha eskilere dayanır. Ne kadar eskiye dayandığı ise tartışma konusudur. Neolitik Dönem geleneksel olarak, kültürlerin evriminde nispeten eşitlikçi bir aşama olarak görülür. Bazı araştırmacılar hala, Neolitik Dönem topluluklarının eşitlikçi veya komüniter (toplulukçu) bir yapıya sahip olduğu görüşünü sürdürmektedir. Bununla birlikte, Avrupa ve Yakın Doğu’da yakın zamanda yapılan keşifler, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönemde bazı bölgelerde sosyoekonomik eşitsizliklere rastlandığını, ve hatta Natuf kültürüne ve çağdaşlarına ait bazı gömütlerde ortaya çıkan buluntuların da gösterdiği gibi bu tarihin Geç Epipaleolitik Döneme (MÖ 11.500-9.500) kadar geri çekilebileceğini ortaya koyar. El Wad’da bulunan ve içerisinde çok sayıda dentalium (bir tür deniz kabuğu) bulunan mezarlar ile Shanidar’da bulunan ve içerisinde binlerce taş boncuğun yer aldığı bir çocuk mezarı eşitsizliğe işaret eden Epipaleolitik Dönem buluntularındandır.

 

Yakın Doğu’da eşitsizliğin ilk belirtileri ile aynı zamanda gerçekleşen bir diğer gelişme özel amaçlı kült yapılarının ortaya çıkışıdır. Bu yapılar genellikle küçük boyutlu olup, yalnızca bir veya iki düzine insan kapasitesine sahiptir. Tarihte ortaya çıkan ilk özel işlevli, domestik amaçlı kullanılmayan yapılar neden kült yapıları oldu? Bu yapılar neden daha sonraları ortaya çıkacak olan kent merkezlerine egemen oldular? Bu sorular arkeologlar için her zaman merak konusu olmuştur. Domestik amaçlı kullanılmayan ilk yapılar neden askeri, ekonomik veya siyasi amaçlı yapılar değildi? Eşitsizliğin ortaya çıkışı ile özel amaçlı kült yapıları arasında bir bağlantı olabilir mi? Eğer böyle bir bağlantı varsa, dini inanç veya ritüellerin eşitsizliğin ortaya çıkışında anahtar rol oynadığını söyleyebilir miyiz?

 

Gizli topluluklar üzerine on yıllardır yaptığım araştırmalar sonucunda, bu tür toplulukların eşitsizliklerin kökeni ve gelişiminde anahtar rol oynadığına ve bazı erken Neolitik Dönem kült yapılarının bu tür gizli topluluklar tarafından inşa edilmiş ve kullanılmış olduğuna kanaat getirdim. Ancak bu tür toplulukların oynadıkları rolleri anlatmaya başlamadan önce eşitsizliği tanımlamak ve eşitsizliğin ortaya çıktığı zemine ilişkin değerlendirmeler yapmak gerekir. Arkeologlar tarafından kullanıldığı haliyle “eşitsizlik” kavramı genellikle cinsiyet, yaş, soy, ritüel bilgi birikimi veya yeteneklerden doğan eşitsizlikleri içermez. Bunlar tüm toplumlarda görülen genel özelliklerdir.

 

Arkeologların çoğunun “eşitsizlik” derken ima ettiği siyasi, sosyal ve ekonomik güçlere dayalı farklılıklardır. Gömütler, mimari yapılar, yerleşme düzeni ve değerli objeler gibi maddi kalıntılar bu farklılıkların arkeolojik göstergeleridir. Bazı arkeologlar, maddi kültürdeki bu erken değişimlerin toplulukların tamamına atfedilebileceği görüşünü savunarak, bu toplulukları eşitlikçi veya komüniter olarak tanımlamaktadır. Kendi etnografik deneyimlerime ve yazılı kaynaklara dayanarak, bu tür yorumların gerçekten uzak olduğunu söyleyebilirim.

 

Sosyal eşitsizlikten bahseden çoğu arkeolog esasen bugün tüm dünyada, özellikle de sanayileşmiş ülkelerde en yaygın görülen toplum türünü anlatmaktadır. Kaynaklar, üretim, toprak ve servetin özel mülkiyette olduğu eşitlikçi olmayan bu toplum türü, artı ürün üretimi, artı ürüne dayalı rekabet, artan siyasi karmaşıklık ve kontrol gibi özellikler ile temsil edilir. Bu toplum türü, toplanan kaynakların ortak bir yerde tutulduğu ve herkes tarafından erişilebilir olduğu, ekonomik üretim veya artı ürüne dayalı rekabetin olmadığı, paylaşımın hakim olduğu ve artı ürün üretiminin herhangi bir sosyopolitik etkiye sebep olmadığı, çok daha eşitlikçi bir yapıya sahip basit avcı toplayıcı ve yiyecek toplayıcı toplumlar ile önemli derecede tezat oluşturur.

 

Günümüzde Kalahari Çölü’nde yaşayan Buşmanlar, Tanzanya’da yaşayan Hadzalar ve Avusturalya Aborijinlerine benzer bu tür eşitlikçi gruplar, Avrupa’nın bazı bölgelerindeki insan topluluklarının et, hayvan derisi ve zenginliğin göstergesi olan prestij eşyalarını üretmeye ve depolamaya başladığı Üst Paleolitik Döneme kadarki tarihöncesi süreç boyunca egemenliklerini sürdürmüştür. Üst Paleolitik Dönemde meydana gelen bu gelişmeler sosyal eşitsizliğin ilk göstergeleri olarak görülür. Mezolitik ve Epipaleolitik dönemlerde meydana gelen gelişmeler birçok yeni sosyal eşitsizliğin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu gelişmeler arasında balık, çim tohumu, kabuklu yemiş içi ve yağı (meşe palamudu da dahil) gibi ürünlerin elde edilmesi, işlenmesi ve depolanması gibi alanlarda ortaya çıkan yeni teknolojiler, artı ürün üretme kabiliyeti ve birçok yeni bölgede zenginliğin göstergesi olan prestij eşyalarının artışı yer alır. Yakın Doğu’daki Natuf kültürü ve çağdaşı olan diğer kültürler, Japonya’daki Jomon kültürü ve Kuzey Amerika’daki çeşitli “arkaik” kültürler, eşitlikçi olmayan kültürlere verilebilecek örneklerdir. Bu kültürler bugün genellikle “transegaliter” (eşitlikler arası) kültürler olarak anılır. Eşitlikçi kültürlerin, transegaliter kültürlere dönüşümünü anlamak, arkeoloji biliminin aydınlatmayı hedeflediği en önemli konulardan biri olmakla birlikte, bugün neden eşitlikçi olmayan bir topluma sahip olduğumuzu anlamamıza da yardımcı olacaktır.

Yazı: Brian HAYDEN

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 58. sayısı ile ulaşabilir, okuyabilirsiniz.