GEÇMİŞTEKİ İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ: NEOLİTİK ÇATALHÖYÜK ÖRNEĞİ

MÖ 7. binyılın ikinci yarısı Yakın Doğu’daki Neolitik toplumların gelişiminde büyük bir aşamayı belirler. Bu dönem; tedarik stratejileri, üretim yöntemleri, geçim kaynakları, tarıma dayalı ekonomi biçimi, hayvancılık uygulamaları ve sosyal ilişkiler gibi Neolitik Devrim’i oluşturan unsurların yeniden değerlendirildiği bir dönemdir. Çatalhöyük’teki yerleşim süresinin önemli bir kısmı bu çalkantılı döneme denk gelmiştir. Pan-bölgesel öneme sahip bu büyük kent merkezinin maruz kaldığı geniş kapsamlı dönüşümler, sadece yerleşimin karakter değiştirmesine değil aynı zamanda yok olmasına yol açmıştır. Bu süreci çok daha ilginç hale getiren, 8.2 ka İklim Olayı (günümüzden 8 bin 200 yıl önce yaşanan iklimsel değişim) sırasında iskan edilmiş olmasıdır. Yakın Doğu’daki tarım toplumlarını bir nevi teste tabi tutan bu ani iklimsel krizler, o dönemdeki çiftçilerin Anadolu dışına, Yunanistan, Makedonya, Teselya ve Bulgaristan’daki yeni otlak alanlara yayılımını hızlandırmış olabilir.

MÖ 6500 Sonrası Çatalhöyük

 

Çatalhöyük yerleşimi MÖ 7100 civarında kuruldu ve durmaksızın büyüyerek daha sonraki yıllarda da gelişmeye devam etti. Doruk noktasına, büyük olasılıkla 5000-6000 civarı nüfusa sahip olduğu MÖ 6400 yıllarında ulaştı. Neolitik Çatalhöyük’teki yerleşim genellikle homojen ve değişmez olarak tanımlanır. Konutlar genellikle killi topraktan yapılmış ve aralarında sokak barındırmayacak şekilde kümelenmişti. Birbirlerinden dar geçitler ve avlularla ayrılırlardı. Yapılar devamlı olarak aynı oran ve iç düzenlemelerle aynı konuma yeniden inşa edilirdi. Bu devamlılığın altı farklı yapı evresine kadar ulaştığı bilinmektedir. Aynı yerde üst üste inşa etme durumunun bugün gözle görülen höyüklerin oluşumuna katkı sağladığı bilinmektedir. Çatalhöyük’te insanlar yaklaşık 50 m2’lik yekpare kerpiç evlerde yaşarlardı. Evlerin iç kısımları belirgin platformlar, eşikler ve fırınlarla dikkatlice tasarlanmış ve zengin bir şekilde dekore edilmişti. Duvarları ayrıntılı resimlerle süslenmişti. Eve giriş, çatının güney kısmından yapılıyordu. Hane halkı ölülerini evlerinin içine, platformların ve zeminin altına gömüyorlardı.

 

Yerleşimin MÖ 7. binyıl ortalarından itibaren belirgin değişimlere maruz kalmasıyla yerleşimin karakteri de değişti. Poznań Üniversitesinden Arkadiusz Marciniak tarafından Çatalhöyük’ün en üst tabakalarında yürütülen kazı çalışmalarının yanı sıra Stanford Üniversitesinden Ian Hodder tarafından 2001-2017 yılları arasında TP ve TPC alanlarında yürütülen çalışmalar bu değişimlerin ortaya çıkarılmasına olanak sağladı.

 

Bu özenli evlerin MÖ 6300’lerdeki son kullanım evresi, tanımlanamayan türde bazı sorunların ortaya çıktığına işaret etmektedir. Daha önceki yüzyıllarda olduğu gibi evlerin içleri kasıtlı olarak kum ve çöple doldurulduktan sonra terk edilmiştir. Ancak Çatalhöyük sakinleri bu eski evlerin üstüne yeni evler yapmak yerine farklı karakterde düzensiz odalar inşa edip, fırın ve ateş alanları koyarak aynı alanda yeniden yerleşmeye başladılar. Evler artık özenli bir şekilde tasarlanmıyor, üretilmiyor ve devamlılığı sağlanmıyordu. Bir müddet sonra insanlar daha önceki yapılardan oldukça farklı yeni evler yapmaya başladılar. Bunlar çok odalı evlerdi; ne belirgin zeminleri ne de zeminlerin altında gömütleri vardı. Nispeten önceki evlerden daha büyüktü (yaklaşık 50-75 m2) ve birbirlerine dikkatlice bağlanmış turuncu / koyu sarı duvarlardan yapılmışlardı. Odaların sayısı 2 ile 4 arasında değişiklik gösteriyordu ve bitirilmemiş gibi görünüyorlardı. Historic England’dan Alex Bayliss tarafından yürütülen ve Bayesian modellemesinin uygulandığı kapsamlı bir radyokarbon tarihlemesi, bu yapıların bir jenerasyondan fazlasını barındırmadığını, 15- 20 yıl civarı kısa bir zaman diliminde kullanıldıklarını göstermektedir.

 

Yazı: Arkadiusz Marcinak, Mélanie Roffet-Salque

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 68. sayısından ulaşabilirsiniz.