GEÇ TUNÇ ÇAĞI SONUNDA YAKIN DOĞU´DA YIKIM

Tunç Çağının sonuna gelindiğinde Yakın Doğu coğrafyasının büyük ve kökleşmiş merkezî otoritelerinin birkaç on yıllık süreç içerisinde eski önemlerini ve nüfuzlarını yitirdikleri ve bir yıkım girdabı içine sürüklendikleri bilinmektedir. Büyük kitlesel göç hareketliliklerinin, karışıklıkların ve kaosun meydana geldiği bu dönemde, merkezi Orta Anadolu’da bulunan güçlü Hitit Devleti’nin bir anda tarih sahnesinden silindiği, dönemin bir diğer güçlü siyasi yapısı olan Mısır ülkesinin de süregelen olaylar sonucunda gerileme dönemine girdiği görülmektedir. Bu kritik süreçte Yunanistan’daki Miken yerleşim yerlerinin ıssızlaştığı, sarayların yakılıp yıkıldığı arkeolojik veriler yoluyla gözlemlenmektedir. Merkezî yapıların çöküp kitlesel göçlerin meydana geldiği bu dönemde yazılı belgelerin sınırlılığı araştırmacılar tarafından farklı senaryoların öne sürülmesine zemin hazırlamıştır.

Tunç Çağının son günleri, Yakın Doğu coğrafyasında bir dizi yıkım ve halk hareketliliği ile ifade edilmektedir. Arkeolojik bulgular çok sayıda yerleşimde yıkım izlerini gösterirken, yazılı kaynaklar ise geniş bir coğrafya boyunca hareket halinde olan farklı halk gruplarından söz etmektedir. Göçlerin son durağı olan Mısır topraklarındaki yazılı kaynaklar ve duvar betimlemeleri, söz konusu göçmenleri son derece detaylı biçimde tanımlamaktadır. Mısır kaynakları onları, “Kuzey ülkelerinden gelenler”, Denizden gelen”, “Deniz Ülkeleri”, “Denizin Ortasından” gibi farklı tanımlamalarlaifade etseler de, sonraları bu grupları tanımlamak için modern literatürde “Sea Peoples” ifadesi uygun görülmüş, dilimizde de yaygın bir biçimde “Deniz Kavimleri” ifadesi kullanılmıştır.

 

Sözü edilen göç hareketi bir defada, tek bir koldan gelişerek Mısır’da son bulmamıştır. Aksine farklı zaman aralıklarıyla Mısır topraklarına ulaşan halkların varlığı bilinmektedir. Bu noktada Deniz Kavimleri olarak tanımlayabileceğimiz farklı halk gruplarının Mısır topraklarını hedef alan ilk önemli girişimi, Mısır kralı Merneptah döneminde gerçekleşmiştir. Karnak yazıtının bildirdiğine göre, Libyalılar ile birlikte hareket eden halk grupları Libu, Meshvesh, Kehek, Sherden, Shekelesh, Lukka, Tursha/Teresh ve Akavasha’lılardan oluşmaktaydı. Yazıttan öğrenildiğine göre 2201 Akavasha’lı, 742 Teresh’li, 222 Shekelesh’li esir olarak alınmış, 6000’den fazla savaşçı da öldürülmüştü. Özellikle Lukka ve Akavasha isimleri üzerinden konuya yaklaştığımızda, Geç Tunç Çağında Lukka’ların Anadolu’nun güneybatı kıyılarında yaşadıkları bilinmekle birlikte, Akavasha’lar ise muhtemelen Hitit çivi yazılı tabletlerinde adı geçen Ahhiyawa ülkesinden gelenler olmalıydı. Bu durum bir bakıma Anadolu’dan Mısır’a uzanan göç hareketinin Mısır yazıtlarındaki en erken kanıtları anlamına gelmekteydi.

 

İkinci ve ana göç hareketi ise III. Ramses’in döneminde gerçekleşmişti. Farklı halk grupları, hem deniz hem de kara yoluyla Mısır toprakları üzerine yürümekteydiler. III. Ramses’in sekizinci yılına (MÖ 1176) tarihlenen bu büyük tarihsel olay, Medinet Habu’daki tapınağın duvarlarında hem resmedilmiş hem de yazıtlar yoluyla günümüze kadar aktarılmıştır. Geç Tunç Çağının sonlarında Yakın Doğu’nun genel anlamda içinde bulunduğu durum, göç eden halk gruplarının isimleri ve geçmiş oldukları topraklar, Mısır yazıtında aslında şu şekilde kısaca özetlenebilmekteydi: “… Silahları karşısında hiçbir ülke dayanamıyordu, Kode, Kargamış, Arzava ve Alasiya bir zaman Hatti’den koparıldı. Amurru’da bir yerde kamp kuruldu. Halkı perişan ettiler ve ülkelerinde daha önce hiç böyle şeyler olmamıştı. Önlerinde, bir ateş yakarak Mısır’a doğru geliyorlardı. Birleşen, Peleset, Tjekker, Shekelesh, Denyen ve Weshesh ülkeleri bir ittifak oluşturmuştu.”

 

Mısır yazıtlarının aktardığı üzere, süregelen göç hareketi Yakın Doğu’da geniş bir coğrafyayı etkisi altına almaktaydı. Orta Anadolu’dan Kilikya’ya, Kıbrıs Adası’ndan, Kuzey Suriye topraklarına geniş bir bölgenin yıkıma uğramış olduğu bilgisi genel bir çerçeve çizilerek aktarılırken, bu büyük göç yolculuğunun bitiş noktası ise Mısır ülkesi olmuştu.

 

Mısır’daki Medinet Habu Tapınağı’nın duvarlarındaki kabartmalarda aktarılan, kara savaşı olarak nitelendirilen sahnelerde Deniz Kavimleri’nin kağnılarla Mısır ordusuna karşı savaştıkları görülmektedir. Aslında Mısır topraklarına gelenler yalnızca savaşçılar olmayıp kitlesel bir göç hareketinin izlerini sunmaktaydı. Zira Mısır’a kadar uzanan bu halklar Ege ve Anadolu kökenli aileleri de içermekteydi. Deniz Kavimleri’nin kara yolculuğu sırasında kullanmış olduğu  kağnılar, Anadolu’da binlerce yıldır insan yaşamının önemli bir sosyal ve ekonomik öğesi durumundadır. Halk gruplarının özellikleri yalnızca bu şekilde ifade edilmemektedir. Mısır topraklarına ulaşan yabancıları tanımlama noktasında kabartmalar, Deniz Kavimleri içerisindeki her halk grubunu farklı elbise ve başlıklarıyla betimleyerek ayırt edilmelerini sağlamıştır.

 

Yazı: Barış Gür

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 68. sayısından ulaşabilirsiniz.