ERKEN YÖNETİM SİSTEMLERİ

Mezopotamya’da farklı gruplardan oluşan geniş bir nüfusa, gelişmiş kontrol mekanizmalarına ve heterojen bir yapıya sahip karmaşık toplumlar hakkında iki tür buluntu bilgi sağlar. Bunlardan ilk mühürler ve mühür baskıları, ikincisi ise çivi yazılı tabletler ve içerisine hesap taşları konulan kil toplardır.

Karmaşık toplumlar farklı gruplardan oluşan (etnik, sınıfsal, siyasi, mesleki ve dini) geniş bir nüfusa, gelişmiş kontrol mekanizmalarına ve heterojen bir yapıya sahip toplumlardır. Antropologlar bu tür toplumları devlet olarak adlandırır. Devlet ile birlikte, şehir veya kentsel yerleşme adı verilen yeni bir yaşam biçimi ortaya çıkar (medeniyet kelimesi antik Yunancada “kentlerdeki yaşam” anlamına gelen civitas kelimesinden gelmektedir). Bu erken karmaşık toplumlar, heterojen yapıya sahip ve gitgide kalabalıklaşan nüfusların ortaya çıkışı ile çevresel ve toplumsal zorluklar (kuraklık, savaş, iç çekişmeler, vs.) sırasında bu nüfuslar üzerinde kontrol sağlamayı başarabilen muhtemel liderler sayesinde evrimleşmiştir. Ortaya çıkan bu yeni toplumlar ekonomi, iç siyaset, sosyal ilişkiler ve diğer toplumlarla olan ilişkiler gibi konuları yönetmek için çeşitli yöntemlere ihtiyaç duydular.

 

Birbiriyle ilişkili iki ayrı toplumsal karmaşıklık biçimi olan kentleşme ve devlet, son yılların en önemli akademik araştırma konuları arasındadır. Bununla birlikte, antropologlar karmaşık idari örgütlenme biçimlerinin, sosyal tabakalaşma, güç ilişkileri, ekonomik üretim ve takas ile ideolojilerin de dahil olduğu ve bunların her birinin bölgesel ölçekte ele alındığı, daha geniş bir kültürel kontekstte değerlendirilmesi gerektiğinin farkına varmıştır. Algaze tarafından öne sürülen bir teori olan “Sumer sıçraması”nın oluşmasına etki eden faktörlerden biri, ilk resmi ve uluslararası ticaret ağının ortaya çıkışıdır. Bu ticaret ağının kurulmasıyla birlikte, kuzeyde Kuzey Kafkas Dağları’na kadar uzanan bir bölgeden Güney Mezopotamya’ya, burada bulunmayan hammadde ve malların getirilmesi mümkün olmuştur. Mezopotamya’da ele geçen buluntular arasında iki kategori doğrudan bu konular hakkında bilgi sağlar: bunlardan ilki mühürler ve mühür baskıları, ikincisi ise çivi yazılı tabletler ve içerisine hesap taşları (token) konulan kil toplardır.

 

Mühürlerin en erken Neolitik Dönem sonlarında (kabaca MÖ 7. binyıl) kil topaklar üzerine damga basmak amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Antik çağlarda mühürler ve mühür baskıları çömlek, kutu, sepet, çuval ve depolarda kapalı olarak tutulan mallara ve hammaddelere erişimi kısıtlamak amacıyla kullanılırdı. Yazının temel idare aracı haline gelmesinin sonrasında da mühürler, bugünkü imza kullanımına benzer şekilde, iletideki yetki sahibinin kimliğini doğrulama aracı olarak kullanılmaya devam etti. Mühürler aynı zamanda dini ve ritüel uygulamalarda da kullanıldığından, genellikle sahipleri öldükten sonra onlarla birlikte gömülmüştü. Mühürler ve üzerlerinde yer alan tasarımlar eski uygarlıklar tarafından etnik, dini ve diğer kimlik tanımlamalarını yansıtan değerli objeler olarak görülüyordu. Mezopotamya’da yazı, idare ile çok yakından ilişkiliydi.

 

Yazının en erken formunun, mühür ve mühür baskısı sistemine göre çok daha fazla bilgi içeren, gelişmiş bir versiyonu olduğu söylenebilir. Yazı sisteminin ortaya çıkışı ile birlikte yazının kullanıldığı birçok farklı alan ortaya çıktı. Siyasi propaganda, mitoloji, edebiyat, dini ritüeller, kehanet metinleri gibi sözlü anlatımların yazılı kayıtlarının tutulmasından, özel mektuplar ve liderler tarafından verilen emirlerin yazılı hale getirilmesine kadar birçok alanda yazı kullanılmaya başlandı. Bu makalede yazının özellikle idari alanda kullanımını ve bu kullanımın kökenini ele alacağız.

 

En erken olarak, MÖ 3. binyıl sonlarına denk gelen Uruk IV tabakasında, yazmanlara yazı eğitimi veren okullar olduğunu görürüz. Genele baktığımızda yalnızca yazmanların yazı yazabildiğini, kralların bile okur yazar olmadığı görülmektedir. Dönemin en büyük şehri olan Uruk- Warka’da ortaya çıkarılan, yazmanlık eğitimi alan öğrenciler tarafından yazılmış okul metinleri arasında “Meslek Listeleri” olarak bilinen bir metin bulunmuştur. Bu metindekraldan çobana kadar birçok alanda görevli işçilere ait isimler, bir tür hiyerarşik düzen içerisinde listelenmiştir.

Yukarıda bahsettiğimiz mühür, bulla, tablet gibi arkeolojik eserlerin neanlama geldiğini çözmekiçin, bunları örgütselbir kontekst içerisineyerleştirmek gerekmektedir.Antropologlara göretoplumsal örgütlenmenin  üç temel biçimi vardır: aile düzeyindeki gruplar, yerel düzeyde gruplar (topluluklar) ve bölgesel düzeyde yönetim biçimleri (şeflik ve devletler). Aile düzeyindeki gruplarda üyeler, soy ve evlilik ilişkilerini temel alan hak ve zorunluluklara sahiptir. Yerel düzeyde gruplarda, belirli bir bölge içerisinde ortak bir alanda yaşayan bireyler aynı hak ve zorunluluklara sahiptir. Bölgesel düzeyde yönetim biçimleri ise üyelerinin zorunluluk ve haklarını bürokrasilerde olduğu gibi sözleşmeler ile veya kişisel hizmet talepleri ile düzenler. Bu tür yönetim biçimlerinde emir veren kişiler ile onlardan alt seviyede yer alan ve liderlerine rapor veren kişilerden oluşan bir hiyerarşik düzen kurulmuştur. Robert McCormick Adams “statü gösterisi, ritüeller ve idari gereksinimlerin MÖ 4. binyıl sonlarında en yüksek seviyesine eriştiğini – ve bu üç kurumun, birbirinden ayrılmaktan ziyade her zaman iç içe geçtiğini” söyler.

 

Yazı : Mitchell S Rothman

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 58. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.