Definecilik Sorununun Geldiği Nokta: Ana Akım Medyadan Defineciliğe Özendirici Haber

Definecilik sorunu ülkemizin hatta dünyanın genel bir sorunu. Özellikle ülkemizde bu sorun gün geçtikçe artıyor. “Anadolu Defineciler Eğitim ve Araştırma Derneği”nin kurulması, “Define” dergisinin çıkarılması gibi üzücü gelişmeler ve Anadolu’nun her bir köşesinin her geçen gün daha fazla talan edilmesi, definecilik sorununun Türkiye´de geldiği boyutu maalesef gözler önüne seriyor.

Ülkemizde toplumsal yapıyı önemli ölçüde etkileyen medyanın bu duruma sessiz kalması veya bazı yayın kuruluşlarının defineciliğe özendirici nitelikte haberler yapması, bu sorunun önüne geçilmesine engel olduğu gibi, aynı zamanda defineciliğin meşrulaştırılmasına da sebep oluyor. Nitekim bir yıl önce Habertürk TV’de yayınlanan bir programda “Nasıl Define Aranır?” başlığı tepki çekmişti. Geçtiğimiz Pazar günü (3 Mart 2019) ise, Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde tam sayfa olarak verilen ve Serkan Ocak tarafından yazılan “Define avına çıktım, Bizans sikkesi buldum!” başlıklı haber de aynı derecede tepki gösterilmesi gereken bir konudur.

 

Yazı İşleri Müdürümüz Murat Nağış’ın bu duruma karşı yazmış olduğu eleştiri yazısını aşağıda tüm okuyucularımıza sunuyoruz:

 

"Dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde toplumu zengin olma hayali ile besleyip yasalar ile koruma altında olan gerçek değerleri yok etmeye yönlendirebilirsiniz ki? Definecilik kolay yoldan zengin olma hastalığının şekil bulmuş hali değil de nedir?

 

Hafta sonunda  “Define avına çıktım, Bizans sikkesi buldum!” başlığı ile Serkan Ocak tarafından yazılan yazı bir hastalığın allanıp pullanıp güzel gösterilme çalışmasının bir başka versiyonu olmalı diye düşünebilirsiniz. İlki birkaç ay önce Habertürk TV tarafından benzer bir format ile topluma servis edilmişti.

 

Serkan Ocak yazısına konu olan sorunsalı, “Son zamanlarda yeniden hararetle tartışılır oldu definecilik.” diye tanımlamış. Kim, hangi üniversite, hangi devlet kurumu, hangi bilim insanları hararetle tartıştı? Konu üzerine paneller mi yapıldı? Seminerler mi düzenlendi? Ya da ülkenin arkeoloji otoriteleri bu sorunsal üzerine açıklama mı yaptı ki bu hararetli tartışmaları kaçırdık. Sosyal medyadaki toplumun gelip geçici sahipsiz tepkilerini bir tartışma olarak görüyorsa, bize göre pek değil. Sorun hala bir tartışmaya ve hararete mahal vermeden sürüp gidiyor. Yani ülkenin dört bir yanında arkeolojik alanlar definecilik adı ile yok ediliyor, hatta araziye çıkanlar büyük bir keyif ile Bizans sikkesi bile bulabiliyor!

 

Konu oldukça basit ve açık. Ülkede bir arkeoloji gerçeği var. İnsanlık tarihinin kesintisiz tüm süreçlerini toprağın altında, üstünde ve sularında barındıran bir coğrafyada yaşıyoruz. Tüm bunlar kültürel ve arkeolojik kalıntı olduğu için yasalar tarafından korunma altında, ya da biz öyle sanıyoruz.

 

Buna rağmen bu sorunsal ve hastalıklı durumun bu coğrafyanın değerlerine verdikleri zararları, sorumsuzca paylaşmak insanları vazgeçirmek yerine daha fazla teşvik edici görünmüyor mu gözünüze? Definecilik, soyu tükenme tehlikesi altındaki canlıları hobi diye avlamak gibi, ya da Türkiye’nin en güzel doğa harikalarını yok edip inşaat yapmak gibi tamamen toplumsal, ahlaksal ve kültürel yozlaşmanın göstergesi değil midir sizin için? 50 bin arkeoloğa karşı 7-8 milyon definecinin olması insanların “hobi” sahibi olmasından kaynaklı mı görünüyor gözünüze? Yoksa yoksulluk, yoksunluk ve aidiyatsızlığın onlara sunduğu bir hayal olarak kısa yoldan zengin olma umudu değil midir sizin için? Ermenilerin 150 yıl önce bırakıp gittikleri evler yine bu ülkenin korunması gereken yasal değerleri değil midir?  Detektör reklamı yapmak utanç değil midir?

 

“Yarım saat sonra, tam “Yeter bu kadar” derken son bir ikaz verdi alet. En ince aramayı yapan cihazla sikkeyi bulduk. Ben önce anlamadım bile ama Çiçek ve Şahin hemen tanıdı. Şahin’in definecilik işindeki asıl görevi ‘sikke uzmanı’ olması. Daha üzerindeki toprağı temizlemeden, onun bir 10’uncu yüzyıl bronz Bizans sikkesi olduğunu söyledi. Gerçekten de öyle çıktı. Kürdanla temizliği yapıldı. Yazılar ortaya çıktı.” Hangi hak ve ahlaki değerler size yıllarca üniversitede dirsek çürüten bir bilim insanının bile kullanmaktan kaçındığı sikke uzmanı kelimesini bir defineci için kullanma hakkı veriyor. Kaldı ki bulunan sikke 10. yüzyıla ait değil de sizin “sikke uzmanınıza” göre daha değerli bir sikke olsaydı “kürdan!” ile temizledikten sonra müzeye mi teslim edecektiniz?

 

Son olarak belirtmek isterim ki sit alanı yasal bir tanımlamadır ve kamu tarafından özel statüler ile verilir. Tıpkı milli parklar gibi. Tüm ormanlık alanlar nasıl koruma altında ise sit içinde olmayan arkeolojik alanlar da kalıntılarda koruma altındadır. Sadece geçmişi bir meta değeri olarak gören defineciler tarafından toprağı kazarak değil, bilim insanları tarafından araştırılarak bilgiye dönüşmesi için kazı yapılır.

 

Defineciliği ve define aletlerini tanıtacağınıza keşke bu hafta Kayseri’de yok edilen arkeolojik kalıntıyı anlatsaydınız…"

 

Aktüel Arkeoloji Dergisi