ÇAĞLAR BOYUNCA OYUN

İnsanın var oluşundan bu yana farklı coğrafyalarda ve değişik zamanlarda sürdürdüğü kültürel bir eylem olan oyun, yaşamla birlikte başlar, yaşamın her döneminde farklılaşarak ve gelişerek devam eder ve her zaman önemini korur. Oyunu, somut yaşantı ile soyut düşünce arasındaki boşlukta var olan bir köprü olarak görüp bir uyum olarak adlandıranların yanı sıra, insanların ileride karşılaşacağı davranış biçimlerini elde edecekleri bir uğraşı olarak görenler de vardır. Bazılarına göre ise oyun, daha iyi bir hayat için çeşitli kurgulara sahip olan ve insanın bu süreci anlayıp anlamlandırabilmesine yardımcı olabilecek önemli bir kavramdır.

"Neden oyun oynarız?" sorusuna verilen yanıtlarının başında kazanma fikri vardır; kazanma güdüsü oyuna girmenin önemli motivasyonlarından birisidir. İnsanlar yaşamları boyunca iletişim içinde oldukları için zaman zaman bilerek ya da bilmeyerek oyun oynamaktadır. Oyun bu anlamıyla kendiliğinden bir eylem olarak hayatımızın bir parçası, bir strateji, başarma isteği, günlük yaşamdan uzaklaşma, farklı bir zevk alma duygusu, yaşam mücadelesi ile baş etmenin bir yöntemi olarak gündeme gelir. 

 

Oyun sırasında oyuncunun başvurduğu nesneler oyunun araçlarını oluşturur. Arkeolojik anlamda oyunları izleyebilmek için yüzey araştırmaları ve kazılarda oyunlarla ilgili materyallere ulaşılması ile mümkün olacaktır. Ancak doğru bir değerlendirme yapabilmek için oyun kuralları da dâhil olmak üzere oyunu oluşturan tüm unsurların tam bir set halinde ele geçmesi gerekmektedir ve erken dönemler için bu olasılık oldukça düşük olup ele geçen malzemenin oyun aracı olarak değerlendirilmesi de zordur. 

 

Oyunların ortaya çıkışı ve yayılımı göz önüne alındığında öncelikle Bereketli Hilal diye adlandırdığımız bölge olmak üzere Mezopotamya, Suriye-Levant, Mısır, İran ve Hindistan´ı da içine alan geniş bir coğrafya kaynak bölgeler olarak öne çıkmaktadır. Başta uzun mesafeli ticaret olmak üzere her türlü toplumsal ilişkiler sonucunda kültürel anlamda etkileşimin yanı sıra oyunların da değiş tokuşu veya yayılımının sürdüğünü görmekteyiz. Bunun en güzel örneği olarak zengin bakır yatakları ve Doğu Akdeniz´deki deniz ticaret yolunun üzerindeki önemi nedeniyle Kıbrıs´ı gösterebiliriz. Özellikle Tunç Çağından sonraki dönemlerde Anadolu´dan, Suriye kıyılarından ve Mısır´dan gelerek Kıbrıs´a yerleşerek adanın elitlerini oluşturanlar ile ticari amaçlarla Kıbrıs´a uğrayanlar tarafından değişik zamanlarda farklı oyunlar adaya gelmiştir. Ada ile olan ilişkilerin bitmesi veya farklı toplumların adaya gelmesiyle de oyunların gündemden düştüğü görülmektedir.

 

Toplumlar değişik nedenlerden dolayı farklı oyunlar oynamışlardır. Arkeolojik kazılarda farklı kontekstlerde ele geçen masa oyunları diğerleri arasında öne çıkarken kökeni tamamen eğlence, başka bir deyişle eğlencenin başka bir biçimi ya da ilkel bir kehanetin kalıntısı olarak kabul edilmektedir. Her ne kadar yaklaşık MÖ 35.000´e tarihlenen bir Neanderthal mezarında ele geçen mangala benzeri oyun masasının bir parçası olabilecek, oyuklar içeren bir taş parçasının, oyun masalarının ilk örnekleri olabileceği söylense de ilk oyun masalarını Neolitik Döneme tarihlemek yanlış olmayacaktır. En eski örnekler olarak orta Fırat ile güney Suriye arasında bulunan El-Knowm 2 ve Levant´ta Minet el-Beida´da Çanak Çömleksiz Neolitik B (PPNB) ve daha sonraki döneme ait parçalar halindeki oyun masalarını, Ürdün´de Ain Ghazal yerleşiminde Çanak Çömleksiz Neolitik C (PPNC yani yaklaşık MÖ 7000-6600) dönemine tarihlenen seviyeden gelen mangalaya benzeyen kireçtaşı oyun masasını ve Batı İran´da Choga Sefid´de yaklaşık MÖ 5700-5400 yıllarına ait oyun masalarını gösterebiliriz. Anadolu´da ise en eski örneklerden birisi olarak Çayönü´nde oyun parçaları olarak yorumlanan 22 adet düz tabanlı, kireçtaşından ince beyaz oyun taşlarını gösterebiliriz. Kilden küreler, koniler ve tetrahedralar (dört üçgen yüzlü), Yakın Doğu´daki diğer Neolitik yerleşim yerlerindeki düzenli buluntulardır. İşlevleri bilinmemekle birlikte popüler öneriler, bunların oyun parçaları veya sayaçları oldukları yönündedir.

 

Oyun masaları daire, kare, dikdörtgen, kuş, kurbağa, akrep, vb. gibi farklı şekillerde ve ahşap, kemik, kil gibi çeşitli malzemelerden yapılmıştır. Küçük delikli oyun masaları söz konusu olduğunda oyun taşları genellikle başları kedi, at, maymun, köpek, çakal gibi hayvanlardan oluşan küçük çubuklar şeklinde olup bunlar çoğunlukla bozulabilir bir materyal olan ahşaptan, daha az olarak da kemikten yapılmıştır. Ur´da bulunan oyun masaları (yaklaşık MÖ 2500) sedef olduğu için sağlam bir şekilde günümüze kadar ulaşmıştır. Tek başına ele geçen kemikten veya metalden yapılmış oyun çubukları çoğu zaman arkeologlar tarafından sıklıkla iğne, pim veya oyuncak olarak da yorumlanmaktadır. Daha büyük deliklere sahip oyunlarda, etnografik verilerden bildiklerimize göre oyun malzemesi olarak tohum, taş, tahıl tanesi gibi değişik malzemeler de kullanılmıştır. Düzgün yüzeyli oyun masalarında ise oynamak için koniler ve yarı küreler gibi alt tarafı düzleştirilmiş küçük nesnelerin kullanmış olabileceğini söyleyebiliriz.

 

Yazı Ergin TATAR

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 65. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.