BOZBURUN YARIMADASI

Muğla-Marmaris´e bağlı Bozburun/Daraçya Yarımadası, Datça Yarımadası´nın hemen altında, Rodos´un kuzeyindeki ana limanına doğru uzanacak şekilde konumlanmıştır. Erken Hellenistik Dönemden itibaren Rodos ile olan coğrafik ve sosyo-kültürel bağlaşıklığını saymazsak Rodos hâkimiyetinden önce ve Kanuni Sultan Süleyman´ın bu yöreyi tamamen Osmanlı topraklarına dâhil etmesinden sonra da kırsal (khora) niteliği nedeniyle daima büyük kentlerin gölgesinde kalmıştır.

Pera farklı isimlerle de anılır: Klasik Dönem boyunca Karya Kersonesos´u (Karşıyaka) iken Hellenistik Dönemde Rodos Peraia´sı ("Pera") olmuştur. Atina Vergi Listesi´nde, büyüklüğü polise denk bir mükellef olarak görüldüğü gibi MÖ 5. yüzyılda kendi sikkelerini XEP ethnikonu altında darp etmiştir.

 

Pera, Karya kültürünün görece az bilinen, son 50 yıldır özellikle yelkencilerin vazgeçemediği bir yöre özelliğine sahip. Bölgede araştırmalar gerçekleştirmiş bilim insanlarının yapmış oldukları yayınlar (Türk ve Alman araştırma ekiplerinin Bozuk (Loryma) köyünden Hisarönü-Datça yol ayrımına kadar) ise henüz ön keşif niteliğinde. 

 

Rodos ekonomisinin periferindeki dinamolarından biri haline gelen ve bugüne kadar yürütülen yüzey araştırmaları ve özellikle jeoarkeoloji, GIS ve havadan arkeoloji uygulamaları, yerleşkelerin, topoğrafya ile uyumlu ve bilinçli bir aklın ürünü olduğunu ortaya çıkardı. MÖ 3.-2. yüzyıllarda doruğa ulaşan Rodos hâkimiyeti süresince dağınık ve düzensiz gözlemlenen ancak kesinlikle rastgele tasarlanmayan mekânsal yapının ve ilişkili örüntülerin, ekonomi güdülü ve tarım terasları ağırlıklı geliştiği anlaşılıyor. Bu büyük kırsalı oluşturan köy ölçeğindeki antik yerleşkeler (demoslar), sırasıyla modern Turunç (Amos), Hisarönü (Bybassos), Turgut (Hydas), Selimiye-Kızılköy (Losta limanıyla tamamlanan hipotetik Hygassos), Bayır (Syrna), Bozburun (Tymnos), Söğüt (Thyssannos), Taşlıca (Phoinix) ve Bozuk (Kasarae) teritoryumlarına dağılmış durumda. Son verilere göre, 5 km aralıklarla kurulan ve akropollerle ilişkili demos merkezlerinin 2-4 hektarı geçmediği ancak teritoryumlarının ortalama 30 km2´yi bulduğu anlaşılıyor. Saha çalışmaları tipik mimari öğeler ve duvar örgüleri, kaleler ve gözetleme kuleleri, su yapıları, yazıtlar, antik yollar, çiftlik evleri, pres taşları, mezar kalıntıları ve seramik bulgularından oluşan zengin ancak kontekstlerinden çoğunlukla kopmuş dökümler sunuyor.

 

Karya´nın bir alt bölgesi niteliğindeki bu toprakların tamamı, esasen, parçalı kırsallardan oluşan büyük bir khora; diğer bir deyişle khora içinde khoralar barındırıyor. Bu durumun, Geç Arkaik Dönemden itibaren insan eliyle şekillendirilmeye başladığını öne sürebilecek durumdayız. Öte yandan, tarımsal faaliyetlerin Erken Demir Çağından süregelen mirasın devamı niteliğinde olduğunu vurgulamadan geçemeyiz.

 

Yarımadadaki demoslara ilişkin çalışmaların büyük bir kısmının, 19. yüzyıl başlarından itibaren yayımlanmaya başladığı görülüyor. 200 yıl öncesinin gezginleri Pera´dan söz ederken çoğunlukla bölgenin Hellenistik Dönem içerisindeki serüvenine vurgu yapmış ve bugün pek çoğu yabancı müzelerde uyuyan epigrafik malzemenin içeriğini çalışmıştır. Yazıtların büyük çoğunluğu, Peralılar ve Rodosluların her iki yakada da ikamet ettiğini ve hibrid grupların anakarada da yerleşik olduğunu kanıtlar nitelikte. Phoinix Akropolü´nün üzerinde, kuzeydoğu sektöründe, ana kayaya oyulmuş in-situ bir Hellenistik yazıtta, Dionysos Tapınağı´nın inşası için bağışta bulunanların listesi sergileniyor. Hellenleşen Peralı sakinlerin ve Rodos asıllı vatandaşların isimlerinin gelecek yüzyıllara da duyurulmak istenircesine masif bir kaya bloğuna kazınmış olması şaşırtıcı değil.

 

Bölgenin tarihsel gelişimini anlamak için gerek arkeolojik gerekse tarihsel coğrafyaya dayalı disiplinlerin kullandığı yeni yöntemler bugün nihayet daha esaslı olarak kullanılmaya başladı. Yöre genelinde tarımın önemi, Amos civarında önceden belgelenen ve arazi kiralama pratiğine ilişkin, içerik açısından zengin yazıt dökümü sayesinde daha açık anlaşılıyor. Amos´a benzer şekilde Phoinix´te de benzer uygulamaların yer etmiş olması olağan, ayrıca bu dev yapıların tapınak-çiftlik kompleksi olarak kullanılmış olmaları da muhtemel. Diğer yandan, belgelenen çiftlik evlerinin kontrol altında tuttuğu çevreleriyle birlikte 0.1 ila 1.7 hektar arasında kalan değerler göstermesi, literatür tarafından desteklendiğini ortaya koyuyor. Öte yandan, teras sisteminin vazgeçilmez unsurları olan ana tarımsal birimler, birörnek dikdörtgen formlara bürünmüş olup aynı zamanda gelişkin bir mülkiyet anlayışının varlığına işaret ediyor.

 

Phoinix´te daha önceden belgelenen üç büyük çiftliğin, yörede olası bir "lojistik" merkez veya dağıtım ekonomilerine hizmet eden yapılar olduğu akla yatkın. Yapılış amaçları sandığımızdan farklı olsa bile, çevreleriyle birlikte 1.6 ve 1.7 hektara yayılan ve kendi çapında görkemli sayabileceğimiz bu yapılar, hakimiyet alanları göz önüne alındığında kiraya konu araziler için bildirilen değerleri doğruluyor.

 

Bütün bunlar ışığında, Hellenistik Dönem öncesindeki yerleşim pratiklerini anlamaya yönelik açıklamaların kısıtlı; Geç Antikite´ye kadarki eserlerin de yok denecek kadar az ya da yetersiz olduğunu söylemek mümkün. Bununla birlikte, yarımadanın göz bebeği niteliğindeki birkaç yapıdan bahsedebiliriz: Kuzeydeki Amos ve Bybassos hariç, Pera´da mekânın estetik kaygılarla kullanımının daima ikincil planda yer aldığı görülüyor. Yine de kırsal tasarımların belli alanlarda farklılaştığı gerçeği, araştırmacılar için önemli bir soru seti olarak karşımıza çıkıyor. Bugünkü Taşlıca sınırlarındaki Apollon´a ithaf edilmiş olması konusunda pek şüphe duyulmayan mütevazı ölçekli tapınak (naiskos) kalıntısından önce, daha gösterişli olan Amos Tiyatrosu görülebilir. Baş tanrısı Apollon Samnaios olan Amos, şehir kalesinin üzerinde, Kumlubük Koyu´na komşu Asarcık Tepe´dedir. Ziyaretçilerini, tipik Hellenistik mimariyi yansıtan kale duvarları boyunca yapılan bir tırmanışın sonunda karşılar. Akdeniz trafiği, görünürlüğü yüksek olan tiyatroda geniş bir açıdan izlenebilir. Keza, en güneydeki Bozuk köyü sınırlarındaki Loryma Kalesi´nin ve Taşlıca´nın doğusundaki Kaledağ üzerine oturan ve olasılıkla Strabon´un Pera´daki en yüksek kale olarak söz ettiği yamuk planlı tahkimatın manzarası da eşdeğer nitelikte. Turgut köyü içinde kalan ve halk arasında Çağbaba olarak adlandırılan Diagoras´a ait piramidal Hellenistik mezar yapısı (MÖ 2. yüzyıl) ünik mimarisiyle, öte yandan Phoinix´te, Pera´nın en geniş (kolüvyal dolgulu) çöküntüsü olan Sindili Ovası´nın kuzeyindeki mübadele sürecinde terk edilen evler megaron planlarıyla dikkate değer. Kurumuş bir göl olan Kıran civarında belgelenen bir hekatompedos ve ilişkili yapı grubunun, Peralılara ait, Hisardibi mevkiindeki kıstaktan çok da uzak olmayan bir dini ve siyasi toplanma alanına hizmet ettiği sanılıyor. Deniz yolunu kullananlara nazaran buraya karadan ulaşmak isteyenlerin işi biraz güç. Öte yandan, MÖ 4. yüzyıla tarihlendirilen ve Hisarönü´ndeki Eren Dağı yükseltisi üzerindeki Kastabos´ta tanrıça Hemithea´ya adanan gösterişsiz ancak önemli yapıyı atlamamak lazım. Kastabos´taki tapınak ve tiyatro kompleksinden bugün geriye pek azı kalmıştır. Olasılık o ki; Pera´nın en önemli dini merkezi olan Kastabos´ta rastlanan Hemithea ismi, Phoinix´te Apollon´a adanan tapınakçığın duvarında (iç kapı lentosunun yanında) rastlanan Ilithye adıyla bağlantılı. Apollon Tapınağı, bugün kurumuş bir dere yatağının yanı başında, incir ağaçları arasına adeta saklanmış, yarı görünür vaziyette.

 

Pera´nın kırsal ekonomiye dayalı göreceli gelişim ve değişiminin, MÖ 3.-2. yüzyıllar arasında, ağırlıklı olarak Rodos Devleti himayesinde, elitler eliyle işletilen topraklarda sömürülen köle nüfusuyla desteklendiği kuşkusuz. Bu durumu bölgenin sosyo-ekonomik yapısındaki dönüşümün tarihçesinde bir kilometre taşı olarak ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Yine, altın çağlarını Hellenistik Dönem boyunca yaşamış ve Roma tarafından anakaradaki topraklarından men edilene kadar sürdürmüş olan adanın ekonomisine sunduğu hizmet potansiyelini, amfora kulplarındaki ticari işaretleme sistemlerinin göstergeleri olan mühürler vasıtasıyla daha iyi anlayabiliyoruz. Güçlü bir savunma ağına dayalı iletişim birliğinin ve iç işlerinin yerel yöneticilerce kısmen icra edildiği esnek bir idare sisteminin, Rodos hâkimiyetinden çok daha öncelere dayandığı konusu belki de bir başka yazının konusudur. Burada duruyoruz. Ancak şu da var ki; çift tepeli akropoller ve eteklerine yayılmış yerleşimlerin kurulumunda gözlemlenen benzer tasarımlar, yerli malzeme ile inşa edilmiş güçlü sur sistemleri, kıt yüzey suyuna ve bolca yeraltı suyuna bağlı bir yaşam, kaya oygu işlikler ve farklı tipteki pres döşemleri, özellikle sur sistemlerinde tarihlemeye katkıda bulunan ve kült yaşama ilişkin kesitler sunan taş işçiliği, vb. ile Bozburun´un daha söyleyecek çok şeyi olmalı.

 

Bugün otellerin ve turistik mekanların görüş açısına giren ve zamanın aşındırmalarına karşı koyamamış antik teraslar, yer yer trekking rotalarına dahil olabiliyor. Pera´yı Pera yapan, esasen Hekatomnos Hanedanı´nın aktif olarak Karya ülkesini yönetmeye başladığı zamanlardan bu yana taşıdığı Karya genleri, henüz bütünüyle bozulmamış kırsal dokusu (ki son yıllardaki kültür-turizm hareketleriyle biraz rahatsız olmaya başladığı da dikkatlerden kaçmamalı) ve ona gönül vermiş olan bizlerle olan güçlü bağları. Bu birlikteliğe inanıyor, kırsala ait yepyeni konular üzerinde düşünmeye devam edeceğimizi umuyoruz.

 

Demosların en belirgin ve en az bozulmuş örneklerinden biri olan Taşlıca-Phoinix ve Selimiye Köyü yakınlarındaki (Kızılköy-Güncebaşı Tepe) teorik Hygassos´a yönelik seçici yayınlarımızın yanı sıra bu büyük kırsalın göbeğinde, antik dönemde pek çok yabancı tüccar ve ziyaretçiye kapılarını aralamış olan Bozburun (Tymnos)´un bir ticaret üssü olmasına dönük rolünü de sorgulamaya başlamış bulunuyoruz. Çalışmalar gösteriyor ki Pera, özellikle MÖ 4. yüzyıldan itibaren, Hellenleşme sürecinde pek çok şeyi geleneklerine bağlı kalarak dönüştürmüştür. Ve anlaşılan o ki; bir Anadolulu olduğunu kanıtlarcasına sırlarını önümüze sermeye devam edecek. Bu bağlamda, henüz yayımlanmamış pek çok veriyi, önümüzdeki zamanlarda aynı titizlikle değerlendirilebilmeyi ümit ediyoruz.

 

Pera, ancak bizleri içine almaya izin verdiği sürece sırlarını açığa vuran bir Karyalı. Kırsalın gücünü hafife almamak ve daima yaşatmak dileğiyle.