BATI ANADOLU´DA İLK SİSTEM

Batı Anadolu’da Sosyal Eşitsizliğin Başlangıcı Batı Anadolu’da yöneticilerin varlığının mimariye yansıması, insanoğlunun kalıcı yerleşmeler kurmaya başladığı Neolitik Dönemden çok sonraya, MÖ 3.300 ile 2.000 yılları arasına denk gelen İlk Tunç Çağına tarihlenir. İlk Tunç Çağı ile birlikte Batı Anadolu’da karmaşık bir yapı oluşmaya başlar ve sosyal eşitsizliği yaratan yöneticilerin varlığı ilk defa açık bir şekilde hissedilir.

Son yıllarda yapılan kazı ve araştırmalar, tarihöncesi dönemlerde Batı Anadolu’da, güçlü Mezopotamya kültürünün “tapınak ekonomisi” adı verilen işleyiş şeklinden çok daha farklı bir sosyokültürel gelişim sürecinin olduğunu göstermiştir. Dini özellik barındırmayan bu oluşum, henüz daha taşınabilir servet olgusunun ortaya çıkamadığı dönemlerde, sahip olunan toprakla özdeşleşen ve topraktan elde edilen ürünü elinde tutan kişileri güçlü kılan bir nevi ağalık sistemini çağrıştırmaktadır. Elbette tarihöncesi dönemlerde politik durumu ve yöneticilerin varlığını tespit etmek oldukça güçtür. Ancak yazının olmadığı bu dönemlerde, yerleşmelerde öne çıkan bazı yapılardan elde edilen arkeolojik bilgiler, bölgedeki yönetim mekanizmasına ve sosyal sistemin işleyişine dair yorum yapma şansı verir.

 

Batı Anadolu’da yöneticilerin varlığının mimariye yansıması, insanoğlunun kalıcı yerleşmeler kurmaya başladığı Neolitik Dönemden (MÖ 9.500-5.500) çok sonraya, MÖ 3.300 ile 2000 yılları arasına denk gelen İlk Tunç Çağına tarihlenir. Bu dönem ile birlikte yerleşmelerin iç düzeninde birbirlerinden belirgin farklarla ayrılan tanımlı alanlar oluşmaya başlar. Ayrıca bu dönemde merkezi alanlarda bağımsız şekilde özenli olarak inşa edilen anıtsal yapılar ilk defa karşımıza çıkar. Söz konusu yapılar, yöneticilere ait hem konut hem de yönetim birimi olmanın yanı sıra, tarımsal ürünün saklandığı büyük depolama alanlarıyla da dikkat çekicidir. Kendilerini toprağın sahibi gören kişi ya da kişiler, topraktan elde edilen ürünü de kendi binalarında koruyarak, “gerektiği kadarını” aşağı yerleşmede yaşayan halka verdikleri, aşağı yerleşmelerde yapılan kazılarda depolama amaçlı öğelerin çok sınırlı olmasından anlaşılabilmektedir. Bu durum toprak sahibi ağaların, tarım, hayvancılık ya da ustalık gerektiren çanak çömlek yapımı, metal ya da taş işçiliği gibi zanaatkârlık karşılığında halka kendi topraklarını kullanma olanağı sağlayarak üründen pay verdiği şeklinde yorumlandığında bölgede ilk defa sosyal eşitsizlik de başlamış olmaktadır.

 

İlk Tunç Çağının öncesinde ise Neolitik Dönemde (MÖ 9.500- 5.500), Batı Anadolu’nun ilk tarımcı toplulukları, özel yapılara sahip olmayan basit köylerde, sınıf farkı olmaksızın eşitlikçi bir yapıda yaşarken, olasılıkla öncelikleri “hayatlarını devam ettirmekten” öte değildir. Oysa güçlü Mezopotamya kültürünün etkisindeki bölgelerde Çanak Çömleksiz Neolitik Dönemde bile Jericho gibi çok kuvvetli savunma sistemine sahip bir mega köyden ya da Göbekli Tepe gibi anıtsal bir tapınak yapılarına sahip bir yerleşmeden söz edilebilir.

 

Gelişkin Neolitik unsurları barındıran Kalkolitik Dönemde (MÖ 5.500-3.300) eşitlikçi yaşam özellikleri, mimari üzerinde kendini çok daha belirgin bir şekilde hissettirir. Aktopraklık ve Ilıpınar yerleşmelerinde ortadaki avluyu çevreleyen kerpiç evlerden oluşan radyal bir plan anlayışı içinde tüm evler neredeyse birbirlerinin kopyasıdır. Dönemin ortalarına doğru her iki yerleşmede mimari unsurlar daha basit hale gelir, yuvarlak planlı ve bağımsız kulübelerden oluşan yeni yerleşim düzeninde de evleri birbirinden ayırmak zordur. Kalkolitik Dönemdeki Hacılar, Kuruçay ve prehistorik Gülpınar yerleşmelerinde, yerleşim içi düzende bazı arkeolojik bilgiler verilmiş olsa da, elimizde bunları kanıtlayacak kesin verilerin olmadığını söylemek gerekir. Oysa Mezopotamya kültür bölgesinin içerisinde Obeid kültürü ile şekillenen ve Geç Uruk kültüründe doruğa çıkan anıtsal tapınaklar ya da saray yapıları çok açık bir şekilde izlenebilmektedir. Batı Anadolu’da henüz ayırt edilemeyen bu durumun İlk Tunç Çağı öncesinde bölgeye coğrafi olarak en yakın örneği ise Orta Anadolu’daki Güvercinkayası kazılarında ortaya çıkarılmıştır. Burada belirli bir alanın kuvvetli bir savunma duvarı ile çevrelenmesi ve söz konusu bu kesimdeki daha geniş kiler odalarını içeren bir düzenleme, sınıflı topluma geçişin erken ve basit bir örneği olarak görülebilir.

 

İlk Tunç Çağı ile birlikte Batı Anadolu’da karmaşık bir yapının oluşmaya başladığını ve sosyal eşitsizliği yaratan yöneticilerin varlığının ilk defa açık bir şekilde hissedildiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde, Yunan kent devletlerinde, “akropol” olarak adlandırılan yüksek bir alan üzerinde, çevresi surla çevrili, içinde önemli yapıların ve tapınakların yer aldığı iç kale tanımlamasının ilk basit örnekleri görülmeye başlar. Yukarı yerleşme olarak adlandırılan, bir savunma duvarı ile çevrili korunaklı alanda yönetici ile yöneticinin akrabaları ve bunlara hizmet eden kişiler yaşarken, nüfus bakımından yukarı yerleşmeden çok daha fazla insan barındıran ve çok daha geniş bir alana yayılan aşağı yerleşmede ise iş bölümü gereği tarım, hayvancılık, madencilik ve çömlekçilik gibi uğraşları olan halk ikamet etmektedir.

 

Peki İlk Tunç Çağı ile birlikte artan nüfusu kendi egemenlikleri altında birleştirebilen kişiler kimlerdir ya da nereden gelmişlerdir? Basit köy hayatının sürdüğü Kalkolitik Dönem ile yönetenlerin ve yönetilenlerin oluştuğu İlk Tunç Çağı arasında, bölgeye kültürü farklı hale getirebilecek yeni insan ya da unsurların geldiğine dair arkeolojik bir iz yoktur. Aksine, son yıllarda Prof. Dr. Turan Efe tarafından ortaya atılan ve bilim dünyasınca da benimsenen “İlk Tunç Çağına Geçiş Dönemi” kavramı, her iki dönemin de bazı ortak özelliklerinin kullanıldığı ara bir dönemin var olduğunu göstermektedir. Bu durumda Batı Anadolu’da yöneticilerin varlığıyla sosyal eşitsizliğe doğru yol alan sistemin başlangıcı da tamamıyla bölgenin iç dinamikleri ile alakalı olmalıdır.

 

Yazı : Erkan FİDAN

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 59. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.