ANTİK YUNAN SANATI VE EDEBİYATINDA KÖLE TASVİRLERİ

Karakterler kölelerin hayatta karşı karşıya olduğu mücadeleleri birçok yönüyle yansıtıyordu. Buna karşın, kölelerin içinde bulunduğu zor duruma ilişkin herhangi bir merhamet duygusu hissetmeyen seyirciler, aksine onların şikayetlerine, gülünç hallerine ve sık sık kamçılanıyor olmalarına kahkahalarla güldüler.

 

Karakterler, Yunanlar tarafından kölelere atfedilen tembellik, çirkinlik, aptallık ve kabalık gibi tüm özellikleri taşıyordu. Atlılar’da örneğini gördüğümüz bu basmakalıp köle tiplemesi komedyalarda sıklıkla yer alıyordu. Günlük yaşamda köleler nasıl sürekli göz önünde, hayatın içindeyse, sahnede de aynı şekilde köle karakterler öne çıkıyordu. O zaman şöyle diyebiliriz; Yunanlar kölesiz bir dünya hayal edemezler. Öyle ki, Platon ve Aristoteles’in idealleştirilmiş şehir devletlerinde bile köleler vardır. İnsanoğlunun hiyerarşik bir düzene sahip olduğuna inanan Yunanlar, bu düzende köleleri insan seviyesinden aşağıya, hayvan statüsüne yerleştirirler. Yunanlara göre köleler, hiçbir zaman hür insanlar kadar iyi olamazlar. Oyunu izlemeye gelen seyirciler büyük ihtimalle akıllarından "Fakir olabilirim ama en azından köle değilim" gibi bir cümle geçirmiş olmalıdır.

 

Komedyada kölelerle ilişkilendirilen karakteristik özelliklerin, birtakım kölelerin (ve şüphesiz bazı vatandaşların) eğilimlerini yansıttığı kabul edilebilir ancak köleliğe ilişkin bulguların her zaman gerçeği yansıtmadığını, daha çok Yunan ideolojisini yansıtıyor olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. 

 

Köle karakterler antik Yunan tragedyasında da yaygın olarak karşımıza çıkar. Fedakar sütanne karakteri örneğinde olduğu gibi, köle karakterlerin bazıları önemli ve dikkat çeken rollere sahiptir. Komedyada olduğu gibi, tragedyada da Yunan hanesinde kölelerin önemi yansıtılır. Sahiplerinin kişisel ilişkilerine ortak olan ve sırlarını paylaşan köleler, çoğunlukla sahiplerinin sırdaşı olarak betimlenmektedir. Bununla birlikte, kölelerin genellikle sahiplerinin kamçısından kaçan aptal tipler olarak tasvir edildiği komedyanın aksine, tragedyada sahiplerine şiddetle sadık bir köle tiplemesi yer alır. Bazı örneklerde kölelerin sahiplerine karşı duydukları sevgiye sahiplerin de karşılık verdiği görülmektedir. Köleler ve sahipleri arasında bu tür ilişkilerin gerçek hayatta da yaşanıyor olması son derece muhtemeldir ancak bu tür tasvirlerin başlıca amacı, kölelerinin sevgi ve sadakatine inanmak isteyen efendilerin menfaatlerine hizmet etmektir. Ne de olsa sadakatsiz bir köle faydalı olamaz. 

 

Ksenophon  ve Aristoteles Antik Çağ savaşlarının temel ilkelerinden birinin, galip gelenlerin mağlup olanları esir alma hakının olması olduğunu ileri sürerler. Tüm Akdeniz boyunca etki göstermiş bir sorun olan korsanlık ve adam kaçırma faaliyetlerine en erken tarihli edebi eserlerde bile rastlanmaktadır. MÖ 8. yüzyıl ortasına tarihli Homeros’un ünlü Odysseia Destanı’nda Odysseus ve yol arkadaşlarının Thrakia (Trakya) bölgesinde bulunan Kikonların ülkesini yağmalayarak, kadınları kaçırdıkları görülür. Homeros’a ait olduğu düşünülen Apollo’ya İlahi adlı eserde de, denizlerde gezen ve birçokkişiye zarar veren ve büyük olasılıkla insanları kaçırıp, esir alarak, kar amacıyla satan korsanlardan bahsedilmektedir. Korsanlık ve adam kaçırma faaliyetleri zamanla daha organize bir hale gelerek köle ticaretine dönüşmüştür.

 

Herodot, Trakların çocuklarını bile köle olarak sattıklarını yazmıştır. Özgürlük, güvencesi olmayan bir haktır ve hiç kimse, üst sınıf üyeleri bile, özgürlüğün önemini hafife alamaz. Platon’un kısa bir süreliğine esir düştüğü ancak daha sonra hayranlarından biri olan Annikeris’in, bedelini ödeyerek Platon’u kurtardığı Antik Çağ kaynaklarından bilinmektedir. Yunan vatandaşlarının da Yunan olmayanlar kadar esir düşme ihtimali vardı. Dolayısıyla bazı Yunan yazarlar, doğuştan köle olanlarla, savaşta düşmanları tarafından esir alınan Yunanlar gibi sonradan köle düşenler arasında bir ayrım yapma gereği duymuşlardır. Aristoteles, Politika adlı eserinde “Bazı köleler her yerde köledir, bazıları ise hiçbir yerde köle değildir” der. Aristoteles burada, bazı insanların doğuştan köle, bazılarının ise doğuştan özgür olduğunu anlatmaya çalışmıştır.

 

Dramadan felsefeye edebiyatın her alanında kolaylıkla tanımlanabilen köleleri, sanat alanında teşhis etmek çok daha zordur.

 

Antik Yunan sanat ve edebiyatında köle tasvirleri, gerçeğin bir yansıması değil, bir seçimin ürünleridir. Bu tür tasvirler, kölelerin hayatta kendi payına düşeni hak ettiklerine dair bir yanılsamaya neden olabilir. Bu yanılsama, antik Yunan toplumunun vazgeçilmez bir kurumu olan köleliğin meşrulaştırılması ve sağlamlaştırılmasına da fayda sağlamıştır.

 

Yazı: Kelly WRENHAVEN

Yazının tam metnini Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 55. sayısında bulabilirsiniz.