49. Sayı - Çatalhöyük

Çatalhöyük, bugün dünya üzerinde insanlık tarihi, arkeoloji ya da sanat tarihi ile ilgilenen herkesin zihninde imgelem oluşturabilmiş dünyanın en tanınmış arkeolojik alanlarından biridir.

Çatalhöyük, bugün dünya üzerinde insanlık tarihi, arkeoloji ya da sanat tarihi ile ilgilenen herkesin zihninde imgelem oluşturabilmiş dünyanın en tanınmış arkeolojik alanlarından biridir. Bakmayın Anadolu’nun saymakla bitmeyecek uygarlıklara ve antik yerleşimlere sahip olduğuna... Dünya üzerinde genel uygarlıklar tarihi başlığı ile yayınlanmış ansiklopedi ya da kitaplarda neredeyse Anadolu uygarlıklarından hiç bahsedilmez. Bu yayınlar içinde Anadolu’dan olmazsa olmaz sadece birkaç yerleşimden biri ise Çatalhöyük’tür. Dünya üzerinde konuyla az da olsa ilgili birileri ile konuştuğunuzda Anadolu’dan sadece Çatalhöyük’ü bildiğini anlarsınız. Çatalhöyük’ün bu kadar ünlü olması elbette onu dünya ile ilk tanıştıran James Mellaart sayesindedir. 1960’lı yıllar arkeolojinin çizgilerinin belirginleşmeye başladığı yıllardır. Anadolu bu çizginin dışında tutulur, Mellaart bir anda muhteşem duvar resimleri ve ana tanrıça fikri ile bomba gibi arkeoloji dünyasının ortasına düşer. Arkeoloji camiası da dahil olmak üzere tüm dünya şaşkınlıktan uzun süre kendine gelemez, gözler Çatalhöyük ile birlikte Anadolu’ya dönmeye başlar ve arkeolojinin çizgileri yeniden çizilir. Çatalhöyük’ün yanı sıra Troya da Türkiye’nin dünyadaki en önemli markasıdır. Ancak Troya çoğunlukla Çatalhöyük’ün gerisinde kalır, çünkü Avrupalı Troya’yı Yunanistan’da zanneder. Çatalhöyük her zaman Anadoluludur. Hem dünya hem de Türkiye için bu kadar önemli bir yer olmasına rağmen UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde oldukça geç yerini alabilmiştir. Tahtında oturan ana tanrıça, boğa kültü, eşitlikçi bir toplum olması, birbirine bitişik evlerde yaşayıp, ölülerini yaşadıkları evlerin tabanına gömmeleri gibi insanlık tarihinin belleğinde yer edinmiş çok önemli bilgiler sunmuştur. 1960’lı yıllarda James Mellaart’ın sadece dört yılda edindiği bilgiler yaklaşık 55 yıldır hâlâ dünyanın ve arkeoloji biliminin gündemindedir. Aradan geçen bu zaman süresince Çatalhöyük’te çok önemli yeni çalışmalar ve bilgiler de elde edilmiştir. 1995 yılında başlayan ikinci kazı dönemi, Çatalhöyük’e yeni bilgiler eklemek ile beraber Mellaart dönemine ait birçok bilginin de değişmesini ve güncellenmesini sağlamıştır. Yeni dönem kazı başkanı olan Ian Hodder, “yeni arkeoloji” olarak adlandırılan bir ekolün de öncüsüdür. Çatalhöyük yeni arkeoloji ekolü için bir deney ve tecrübe sahasıdır aynı zamanda. Yeni metotlar, fikirler ve çalışmalar Çatalhöyük kazıları ile anlatılır arkeoloji dünyasına. Ian Hodder’ın yirmi yıllık kazı projesi bu yıl sonlandı ve Mellaart sonrası yirmi yıllık bu yeni sürecin sonunda ortaya çıkan yeni bulgular, Mellaart dönemine ait bazı bilgilerin değişmesine ve güncelliğini yitirmesine neden oldu. Ana tanrıçanın düşündüğümüz kadar önemli olmadığı, bazı ana tanrıça olarak düşünülen buluntuların aslında ayı kültü ile ilişkili olduğu da bu yeni bulgular arasındaydı. Bu nedenle uzun yıllar boyunca sürekli Çatalhöyük’ü ziyaret eden Ana Tanrıça ziyaretçileri artık gelmemeye başladı. Ancak her şeye rağmen Mellaart’ın Çatalhöyük üzerindeki etkisi hiçbir zaman yok olmadı. Yakın zamana kadar da merakla izliyordu Çatalhöyük’ü. Uzun yıllar sonra, vefatından hemen önce Çatalhöyük’e bir kez daha gelmiş ve Ian Hodder ile bir sergide yan yana bulunmuştu. 2013 yılında vefat ettiğinde Çatalhöyük’te sessiz ama hüzünlü bir törenle anılmıştı. Önümüzde şu an yirmi yıllık çalışmanın muhteşem bilgi katmanı, dokümantasyonu ve arşivi bulunuyor. Gelecek yıllarda Çatalhöyük’ün, hem Anadolu uygarlıklarının şekillenmesinde hem de insanlık tarihinin ilk evrelerinin anlaşılmasında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu daha iyi göreceğiz.