SAYI 31

1960’lı yıllar, yeni bir soygun dönemi. Delik deşik edilmiş topraklar. Parçalanmış eserler ve kendi toprağına ihanet etmiş insanlar…

 

Ne görmek istiyorsun?

Çırılçıplak adam

1960’lı yıllar, yeni bir soygun dönemi. Delik deşik edilmiş topraklar. Parçalanmış eserler ve kendi toprağına ihanet etmiş insanlar… 1950’li yılların sonundan itibaren uzun yıllardır Anadolu’da yolculuk yapamayan Avrupalılar, özel izinler ile yeni yolculuklara çıkmaya başladılar. Bunlar, Anadolu’nun ikinci dönem gezginleriydi. Anadolu yeniden keşfediliyordu. Siparişler veriliyordu ve arkeolojik alanlar delik deşik ediliyordu. Eserler dünya müzelerine dağılırken, şehirlerde apartman daireleri alan köylüler çoğalmaya başlıyordu. Yani 1960’lı yıllar Anadolu’nun soyulduğu yıllardı… İlk dönem gezginleri, Fransız ve Sanayi Devrimi ile büyük bir değişim yaşayan, zenginleşerek bilim ve teknikte ilerleyen Avrupalılardı. Onlar için Osmanlı ile Doğu, keşfedilmeyi bekleyen gizli bir hazine gibiydi. İlk gezgin kâşifler ve bunların yaptığı keşiflerin ardından soygun dönemi başladı. Ta ki Osman Hamdi Bey ile başlayan yeni döneme kadar… Giden gitmişti artık. Osmanlı, verdiğinin peşinde değildi zaten. İkinci dönem gezginler yeni bir fırsat bekliyordu. Cumhuriyetin kurulduğu lk yıllardan neredeyse 1950’li yılların ortalarına kadar sürdürülen içe dönük, kapalı ülke yönetimi yabancılara pek izin vermiyordu. 1960’lı yıllarla birlikte Türkiye için yeni bir dönem başladıysa da Türkiye Arkeolojisi için bu iki başlı bir dönemdi. 1960’lı yılların sonunda baraj inşaatları ile başlayan kurtarma kazıları bilim olarak arkeolojinin gelişmesine büyük bir hız kazandırırken, aynı dönemde arkeolojik alanların da talan edilmesi karşıt bir durum oluşturuyordu. Öyle ki arkeolojik alanları talan eden köylülerin, aynı yeri bir başka defineci kazmasın “emek boşa gitmesin” düşüncesiyle yerle bir ettikleri alanı, üst üste iki taş koyarak işaretlemeleri gelenek haline gelmişti. İşte böyle bir dönemde Kremna ve Boubon da talan edilen yerler arasındaydı. Talan eden ise elbette ki yörenin köylüleriydi. Fakat eserler nedense sipariş edilmişçesine kısa bir süre içinde dünya müzelerine dağılmıştı. Özgen Acar, 1970’li yıllarda bu talanın acımasız hikâyesini Jale İnan’ın başlattığı bilimsel kazıların ışığında, bölge köylüleri ile yaşanan gelişmeleri kaleme almıştı. Fakat Özgen Acar gibi gerçekten büyük bir araştırmacı yazara rağmen 1970 2000 yılları arası, çalınan, talan edilen arkeolojik eserlerine sahip çıkma konusunda Türkiye’nin sessiz kaldığı yıllardı. 

2000’li yıllarda ve özellikle Ertuğrul Günay’ın Kültür ve Turizm Bakanı olması ile yeni bir dönem başladı. Artık bu toprakların çalınan eserleri, kendi topraklarına teker teker geri dönmeye başladı. Aktüel Arkeoloji olarak Edessa Mozaiği ile  başlayan girişimlerimiz, Boubon ve Kremna üzerinden devam edecek. Hem Tarkan Kahya hem de hocamız merhum Jale İnan’ın Boubon için sarfettiği çabayı yakından bilen Nezih Başgelen’in kaleme aldığı iki yazı ile J. Paul Getty Müzesine yönelik bir kampanya başlatıyoruz. J. Paul Getty Müzesinde sergilenen Boubon ve Kremna heykelleri, yeniden kendi topraklarında sergilenene kadar hepinizi kampanyamıza davet ediyoruz.