5 BİN YILLIK OYUN SETİ

İnsanlar tarafından oynanan en eski oyunlar kil, ağaç, aşık kemiği veya taştan yapılmış basit nesneleri içerir. Ayrıca tohum veya çakıl taşlarının da, erken dönemlerden başlayarak tüm dönemler boyunca oyun taşı olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. Oyunlar günlük yaşamın ve kültürün önemli bir parçasına dönüştüğünde, yönetici sınıfa ait daha gelişkin, sofistike, belirgin kuralları olan oyunlar ortaya çıkmaya ve oynanmaya başlamıştır.

Erken dönemlere tarihlenen bazı oyun nesnelerinin veya daha gelişkin olan masa oyunlarının tam olarak nasıl oynandığı söylemek güçtür. Bunların büyük bir bölümünün toprağa çizilmiş veya toprağa oyulmuş bir sıra çukurlar gibi arkeolojik olarak kanıtlanması mümkün olmayan şekilde yapılmış olduklarını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Ayrıca taşıma kolaylığı açısından tekstil veya deri gibi bozulabilir malzemelerin üzerine çizilerek oynandıklarını da söyleyebiliriz. MÖ 3. binyıl ile birlikte, oyun setleri veya oyun taşları Mezopotamya´da gelişen kültürel ve ticari ilişkilerin sonucu olarak bölgelerarası dolaşan lüks mallar arasına girmeye başlamıştır. Oyun taşı olarak tanımlanan nesnelerin genellikle mezarlarda ortaya çıkmış olması da bu durumu kanıtlar niteliktedir. 

 

Başur Höyük´te 2011 ve 2015 yılları arasında yürütülen arkeolojik kazılarda, höyüğün güneydoğu kesiminde Erken Tunç Çağı I dönemine tarihlenen toplam 17 mezar açığa çıkarılmıştır. Bu mezarların bazıları seviye olarak birbirlerinden farklı olmalarına rağmen, buluntular açısından değerlendirildiği zaman birbirine yakın dönemde inşa edilmiş olmalıdırlar. Mezarlar, 9 adet taş sandık mezar ile bunlarla bağlantılı veya birlikte yapılmış 2 adet toprak mezar ve 6 adet basit toprak tipinde toplam 17 mezardan oluşmaktadır. Başur Höyük´te açığa çıkarılan mezarların büyük bir kısmı taş sandık mezar tipindedir. Taş sandık mezarlar, 4 adet dikdörtgen biçimli taşın birleştirilmesi ile oluşturulmuş ve üzerleri büyük blok halindeki taşlar ile kapatılmıştır. Bunlar, genellikle 4 adet yekpare kireçtaşı plaka ve bunların üzerini kapatan bir kapak taşı ile çevrelenmiş, dikdörtgen formda inşa edilmiş mezarlardır. En küçük taş sandık mezar 70x95 cm boyutlarında iken; en büyüğü kareye yakın bir formda 2.25x2.35 metre boyutlarındadır. Höyüğün güneydoğusunda üst seviyeden başlayan mezarlar, kuzeydoğuya ve höyüğün eteklerine doğru eğimli arazi üzerinde, aşağı doğru inmektedir. Gömülerin yerleştirilmesi sırasında, mezarların büyük bir bölümü, Geç Kalkolitik Döneme (Geç Uruk Dönemi) tarihlenen kültürel dolguları tahrip etmiştir. Mezarlarda ortaya çıkarılan buluntular, boyalı ve boyasız çanak çömleklerden, metalden üretilmiş mızrak ile çeşitli törensel nesnelerden, geometrik motifli silindir mühürlerden, sayıları yüz binleri bulan çeşitli türde taşlardan üretilmiş boncuklardan oluşmaktadır.  Mezarların içerisinde bulunan tekstil parçalarından alınan karbon örnekleri MÖ 3100-2900 / 2800 tarihini vermiştir. 

 

9 No´lu Mezar ve Oyun Taşları

9 No´lu mezarda ortaya çıkarılan, çeşitli taşlardan yapılmış, sayısı 38´i bulan küçük nesnelerin, karşılıklı oynanan bir tür oyuna ait oyun taşları olduğunu düşünmekteyiz. Erken Tunç Çağı I´e tarihlenen mezarda ele geçen bu objeler, oyun taşlarının Güneydoğu Anadolu coğrafyasındaki ilk örnekleridir. Mezopotamya´da Tell Brak veya Jemdet Nasr gibi birçok arkeolojik alanda yapılan kazılarda bu oyun taşlarının benzerleri ortaya çıkarılsa da, bunların bir kısmı tek obje olarak ele geçtiği için bu objeler sayı taşı olarak da adlandırılmıştır. Başur Höyük´te elimizdeki buluntuların dağılımı ve sayıları, bu oyundaki taşların üretiminde ve sayısal dağılımında 4 sayısının bir çıkış noktası olabileceğini göstermektedir. Buluntuların sayısı incelendiği zaman bu durum kanıtlanmaktadır. 

 

Bu buluntuların yanı sıra aynı mezarda küçük bir tüm kabın içerisinde 4 adet taştan yapılmış yuvarlak disk ortaya çıkarılmıştır. Bunların 2´si siyah, diğer 2´si ise açık renkte yapılmışlardır. Bu yuvarlak taş nesnelerin ortaya çıkarılan oyun taşları ile ilgili "sayma araçları" olduklarını düşünmekteyiz. Oyun taşları arasındaki domuz, köpek gibi hayvan formları, piramidal, mermi çekirdeği veya değişik formlarda yapılmış olan nesneler, farklı renklerde değişik taşlardan üretilmişlerdir. Oyun taşlarındaki her grubun farklı renklerde taştan üretilmesi, bunların oyun stratejisi açısından renklerle de bir ilişkisi olabileceğini akla getirmektedir. Oyun, muhtemelen iki oyuncu arasında oynanmaktadır. Oyun taşlarının şekillerinin yanı sıra, renklerinin de farklı olması karşılıklı oynanan bir oyunun göstergesi olabilir. Ancak, sayısı en çok olan yine mermi çekirdeği şeklindeki siyah/gri taşların, iki oyuncuya paylaştırılacak şekilde farklı renklerde olmaması ilginçtir. Bu açıdan bakıldığında bu mermi biçimli taşların, ortak taşlar olduğu yani oyunculardan herhangi birine ait olmadığını düşünebiliriz. Bu taşlar, belirli bir oyuncuya ait olduğu anlaşılan domuz, köpek, piramit ve yuvarlak taşlar üzerine kurulan oyunda, oyunculardan her birinin diğerine üstünlük kurmak amacıyla almaya çalıştığı taşlardan biri olmalıdır. Nitekim, yuvarlak ve oval taşlar dışındaki oyun taşlarının altları, düz bir zemin üzerinde duracak şekilde düzeltilmiştir. Bu açıdan düşünüldüğünde, tahtanın yüzeyinde çukur ve delikler olmadığı, tahta yüzeyinde Ur Kralı oyununda olduğu gibi, çizim ve desenler olduğu söylenebilir. Başur Höyük oyununda, zarı andıran bir taşın bulunması, oyunun bu taş tarafından yönlendirildiğini göstermektedir. Ancak; bu taşın bildiğimiz anlamda bir zar olmadığı belirtilmelidir. Nitekim, hemen hemen kare şeklindeki bu zarın üzerinde 9 adet küçük yumru vardır. Zar gibi atıldığında belirli bir sayıyı işaret etmeyeceğinden, bu taşın diğer taşlar gibi oyun levhası üzerine yerleştirildiği ve oyunda yer alan taşların oluşturduğu kombinasyona göre yerinin değiştiği; buna göre de oyunun şekillendiği düşünülebilir. Oyun taşlarının yakınında bulunan karbonize olmuş ahşap parçaları, olasılıkla üzerinde bu oyunun nasıl oynandığını anlamamızı sağlayacak ipuçlarını barındırıyordu ancak sağlam olarak ele geçmediği için bu oyunun nasıl oynandığı ve stratejisi hakkında kesin yargılarda bulunmamız zorlaşmaktadır. Diğer bir seçenek ise, bu oyunun toprak yüzeye veya bir tekstil parçasına çizilerek oynanmış olabileceğidir. Ancak bu taşların hiçbirinde, özellikle tabanlarında herhangi bir sürtünme veya aşınma izinin olmaması bunların daha önce kullanılmamış olduklarını gösterebilir. Olasılıkla bu oyun taşları Başur Höyük´teki mezarların içerisine gömü hediyesi olarak bırakılmak üzere yapılmış olmalıdırlar. Bu haliyle Başur Höyük mezarlarında ortaya çıkarılmış bu oyun taşları, eldeki radyokarbon 14 sonuçlarına göre (MÖ 3100-2900/2800) Yakın Doğu´nun en eski figüratif oyun taşları olmaya adaydır. Ayrıca aynı döneme tarihlenen sivil mimarinin içerisinde ortaya çıkarılan aşık kemiğinden yapılmış 2 adet oyun nesnesi de yerleşim yerinde yaşayanlar açısından bazı sınıfsal farklar olduğunu akla getirmektedir. Mezarın içerisinde bulunan oyun taşları, binlerce boncuk, yüzlerce tüm kap ve metal eser, ayrıca mezarların yerleşim alanında yer alması, Başur Höyük´te tespit edilmiş mezarların sıradan gömüler olmadığını, bunların muhtemelen ticaretle zenginleşmiş yerel elitlere veya yönetici sınıfa mensup olduğunu göstermektedir. Bu tür oyunlarla, yönetici sınıfa ait çocuklar veya gençler, planlama, strateji, taktik veya savaş esaslı zekâ oyunu gibi unsurları öğrenmiş olmalıdırlar. Anadolu´nun henüz yazı ile tanışmadığı bir döneme tarihlenmeleri de bunların kısmen eğitsel anlamda da kullanılmış olabileceklerini akla getirmektedir. Bu oyun taşları, günümüzde bilinen gelişmiş zekâ oyunlarının ataları olabilirler.

 

Prehistorik dönemlerden itibaren, çağlar boyunca farklı toplumlarda değişik oyunlar oynandığına dair çok sayıda arkeolojik kanıt olmasına rağmen bunların nasıl oynandığı, kuralları ve gelişimleri hakkında fazla bilgi yoktur. Olasılıkla bazı örnekler dışında oyun levhalarının ve taşlarının zaman içerisinde yok olduğunu da söyleyebiliriz. Bu tür nesneler arkeolojik araştırmalarda nadiren ele geçerler. Bu açıdan bakıldığında Başur Höyük´te oyun levhası olmasa dahi taşlarının bulunmuş olması bu eski oyunlara dair yeni bilgiler elde edilmesini sağlamıştır. Oyun taşları ve oyun levhalarına ilişkin çok daha belirgin kanıtlar Eski Tunç Çağı ile birlikte ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde artık oyun levhalarının günlük hayata yerleşmiş ve toplumun farklı kesimleri tarafından benimsenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yakın Doğu´da, özellikle Levant bölgesinde tespit edilmiş çok sayıda oyun levhası, levha tipi oyunların gündelik hayatın vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiş olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle Erken Tunç Çağının başlangıcı ile birlikte mezar buluntuları olarak ele geçmiş oldukça gösterişli oyun levhaları bulunmaktadır. Ur Kral Mezarlığı´nda ortaya çıkarılan oyun taşları ve masaları bunlara örnek olarak verilebilir. Bu buluntular temsil ettikleri oyunların ilkel gelişim aşamalarını çoktan tamamlamış olduklarına işaret etmekte, oyunların tutarlı bir dizilimi ve belirgin kuralları olan olgunlaşmış bir aşamada olduklarını göstermektedir.

 

Başur Höyük Erken Tunç Çağı I mezarında ortaya çıkarılan oyun taşları hakkında ilk düşündüğümüz, bunların olasılıkla bir av, yarış ve strateji oyunu olabileceğidir. Bu görüşümüzü destekleyen en büyük etken, taşlar arasında ön plana çıkan ana figürlerin domuz ve köpekler olmasıdır. Bu nedenle Başur Höyük´te ortaya çıkarılan bu oyun setini "Domuzlar ve Köpekler" olarak adlandırmak istiyoruz. Ayrıca daha geç olmakla birlikte, Mezopotamya ve Mısır´da ortaya çıkarılan buluntulara baktığımızda da benzer bir temayı görmekteyiz. Genellikle iki ana hayvan grubu oyuna adını vermektedir. Buna karşın, mermi çekirdeği şeklindeki sayı taşlarının çokluğu, renk ve sayı olarak dengesiz dağılımı doğru tahmin yapmayı da zorlaştırmaktadır. Oyun tahtasının ele geçmemesi sebebiyle bu oyunun nasıl oynandığını söylemek şimdilik zordur. Ancak eldeki veriler ETÇ I dönemindeki oyunların veya oyun taşlarının belirgin kuralları olan olgunlaşmış bir aşamada olduklarını göstermektedir. Başka kazılarda yeni ve benzer buluntular ortaya çıkıncaya kadar biraz daha beklemek zorundayız. Başur Höyük´te son derece karmaşık özellikler sergileyen bir oyun setinin bulunmuş olması, bu tür oyunların kökeninde Anadolu topraklarındaki kültürlerin de yer almış olabileceğini göstermektedir.

 

YAZI ; Haluk SAĞLAMTİMUR

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 65. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.